FİGEN ŞAHPAZ: Bize İSG Yasasının hikayesi anlatabilir misiniz?
MUSTAFA GÜLER: 2012 yılı Nisan ayında Meclise sunulan İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısı, bu alanda “müstakil bir kanun” çıkartılmasının önemine ilişkin vurgularla topluma sunuldu. Tasarının Gerekçesinde, bu yasanın niye yapıldığı şöyle ifade edilmişti:
“Çalışma hayatını yakından etkileyen ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar, Türkiye Cumhuriyetinin iş hukuku alanındaki seksen yıllık birikimi, uygulamada karşılaşılan sorunlar, koruyucu ve önleyici hizmetlerden bütün çalışanların yararlanmasını sağlamak, uygulamaların kalite yönetim sistemi benzeri sürekli iyileştirme felsefesinin yerleştirilmesi ve Avrupa Birliği ile Uluslararası Çalışma Örgütü normlarına uyum sağlama zorunluluğundan dolayı, mevcut İş Kanunundan bağımsız çalışanların tümünü kapsayan, önleyici ve koruyucu tedbirleri içeren ve gelişmiş ülke örneklerindeki mevzuat metinleriyle uyumlu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde yarar görülmektedir.”
Tasarı, Sağlık Komisyonunda 15 günlük Alt Komisyon çalışmasından sonra bir günlük toplantıda, küçük değişikliklerle kabul edilmiştir. Tasarı’nın Komisyon görüşmeleri Türk Tabipleri Birliği tarafından eksiksiz izlenmiş, hemen her maddeye ilişkin önerilerinin Komisyon gündeminde dile getirilmesi sağlanmış ise de Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından kabul görmemiştir. Tasarı, 2012 yılı Haziran ayında TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi, 6331 sayılı Yasa’nın bazı maddelerinin iptali için iki kez Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Anayasa Mahkemesi, iptal istemlerinden sadece “Denizyolu taşımacılığı yapan araçların uluslararası seyrüsefer hâlleri”nin Yasa kapsamı dışına çıkartılmasını Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
6331 sayılı Yasanın kabul edildiği tarihten bu yana geçen 10 yılda pek çok maddesinde 11 kez değişiklik yapılmıştır. Söz konusu Yasa’nın en önemli özelliği olan geniş kapsayıcılık hali ise halen tam olarak yürürlüğe girememiş; iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri başlıklı 6. Maddenin kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde uygulanması 31.12.2023 tarihine ertelenmiştir.
Süreçteki değişiklikleriyle birlikte 6331 sayılı Yasa’ya bakıldığında, kamu ya da özel ayrımı olmaksızın bütün çalışma alanlarını kapsama iddiasından, işyeri hekimlerinin görece iyileştirilen iş güvencesine ve önerilerinin yazılacağı noter onaylı defterin tutulması zorunluluğuna kadar bazı ilerlemeler görülmektedir. Ancak bunların uygulamaya girmesinin engellenmesi veya etkisizleştirilmesine yönelik işlemlerin etkinliği, söz konusu ilerleme kırıntılarının da Yasa’nın temel yönelimini perdelemeye yönelik düzenlemeler olduğunu düşündürmektedir.
Yasanın temel yönelimi iş kazası ve meslek hastalığının önlenmesi ve ortaya çıkanların saptanıp kayıt altına alınması değil iş sağlığı ve güvenliği olarak nitelenen önlemlerin etkisizleştirilmesi, serbestleştirilmesi ve bunların işverene yaratacağı yükün mümkün olduğunca azaltılmasıdır.
Bu amaçla, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının eğitimi ve istihdamında özel şirketlerin etkin olduğu bir model kurgulanmıştır. Çalışma Bakanlığı denetiminin genel olarak zayıf olduğu ülkemizde, çalışanların sağlık ve güvenliğinin taşeronlar eliyle sunulan hizmetlere emanet edilmesi, başka denetimlere tabi olmasının getirdiği sorumlulukla hareket eden bir avuç işyeri haricinde, söz konusu hizmetlerin kâğıt üzerinde kalmasına sebep olmuştur.
Kâr amacıyla kurulmuş eğitim şirketleri tarafından verilen eğitimlerdeki sorunların yanı sıra hâkim model olarak yerleştirilen ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alınmasında da ciddi sorun odakları bulunmaktadır. OSGB’ler arasında ortaya çıkan rekabet işyeri hekimi ücretlerinin düşürülmesine veya işyeri hekimlerinin onlarca işyerinde görevlendirilmek suretiyle parçalanmış çalışmalarına neden olmaktadır. Ayrıca, işveren-OSGB- işyeri hekimi arasındaki sözleşmelerin güvencesizliği OSGB adına hizmet sunan kişilerin tam bir mesleki bağımsızlıkla hareket etmelerinin önünde engel oluşturmaktadır.
Diğer yandan, 6331 sayılı Yasa’da yapılan değişikliklerle İSG hizmetleri öylesine gevşetilmiştir ki, üçüncü göz olarak iş ortamını gözleyip öneri sunmakla görevli işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının görevinin işveren tarafından bizzat verilmesi dahi mümkün hale getirilmiştir.
Bütün bunlardan başka, 6331 sayılı Yasa, iş kazası ve meslek hastalığının tespit edilmesine ilişkin de kayda değer bir yenilik getirmemiştir. Bu konuda karar verme yetkisi, vereceği kararla ilgiliye gelir bağlaması gerekecek olan Sosyal Güvenlik Kurumunda kalmıştır. Bir başka ifadeyle, ülkemizde meslek hastalığı kararını veren, bu karara itirazı değerlendiren ve sonucunda geliri bağlayan aynı kurum (SGK) olmaya devam etmiştir.
6331 sayılı Yasanın bir diğer özelliği de pek çok temel konunun, ölçütleri belirlenmeksizin yönetmeliklere bırakılmış olmasıdır. Yasa’nın ardından yürürlüğe konulan yönetmeliklerle çalışanların sağlık ve güvenliğini ilgilendiren pek çok ayrıntı düzenlenmiştir. Bunlar arasında, işyeri hekimlerinin çalışma süreleri Çalışma Bakanlığının alana bakışını göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Halen geçerli olan yönetmeliğe göre, işyeri hekimleri, işyerlerindeki tehlike sınıflarına göre çalışan başına ayda 5/10/15 dakika zaman ayırmak zorundadır. 1980 yılında çıkarılan Yönetmelikte 15 dakika olarak belirlenen ve tedavi edici hekimlik faaliyeti yürütülür ise o sürenin ilave edileceği belirtilen düzenleme karşısında, mevcut sürenin çok kısa olduğu tartışmasızdır.
Sonuç olarak; büyük ışıltılarla sunularak yasalaştırılan 6331 sayılı Yasa’nın 10 yıllık uygulamasında Çalışma Bakanlığı alanın tek hâkimi olmuş, meslek örgütleri süreçten bütünüyle dışlanmış, etkin bir denetim mekanizması oluşturulmaksızın hizmet satın alma üzerine kurulan model uygulanmıştır. Ve bütün bu sürecin sonunda işyerlerinde sağlık ve güvenlik bağlamında bir ilerleme ne yazık ki yaratılamadığı gibi iş kazalarında ve bu nedenle ölümlerde korkunç bir artış olmuştur: 2012 yılında 74.871 iş kazası olmuş ve 744 işçi yaşamını yitirmiş iken, 2020 yılına kadar geçen sürede yılda ortalama 317.216 iş kazasında 1.400 işçi yaşamını yitirmiştir. Bu haliyle, sürdürülemez bir çalışma ortamı mevcuttur. Yeni bir yaklaşımla farklı bir modelin hayata geçirilmesi zorunludur.
FŞ: Teşekkürler
*Mustafa Güler
Avukat