X Kuşağının Z Kuşağı İle İmtihanı-Sevilay Aydoğdu

Aramızdaki fark açıldıkça birtakım sorunlar yaşamamız da kaçınılmaz haliyle.

Biz meslekte yıl aldıkça aramıza yeni katılan arkadaşlarımız gençleşiyor. Aramızdaki fark açıldıkça birtakım sorunlar yaşamamız da kaçınılmaz haliyle. Öte yandan bu durumun getirdiği göz ardı edilemez avantajlarımız da var diye düşünüyorum. Bu konuda ki düşüncelerimi paylaşmak istedim. Sizler de fikirlerinizi yazının altında paylaşsanız ne güzel olur.


                      EYVAH KIZIM MESAİ ARKADAŞIM OLDU

 ‘Abla, akşam annemle çok kötü kavga ettik!’

‘Ne yaptın kadıncağıza da sinirlendirdin acaba?’

  

Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz fark ediyorum ne dediğimi. Benimle dertleşmeye gelmiş bir mesai arkadaşımı yargılıyorum, üstelik başını sonunu bilmediğim konuda suçlayıcı bir tavırla. Düşünüyorum, nedir beni tetikleyen ve tepkisel yaklaşmama yol açan? Anlıyorum sonra, önceki gün ben de kızımla kavga etmişim incir çekirdeğini doldurmaz bir sebepten, hala kırgın, kızgın ve üzgünüm. Hele hissettiğim çaresizlik hissi anlatılamaz… Karşımda aynı mimikleri, jestleri aynı kelimeleri ve vurguları görünce yaram kanıyor sanki, olay birdenbire kişiselleşiyor. Taraf oluyorum anneden yana oysa tanımıyorum bile kendisini.

 Uzun zaman sonra, hemşire açığımız kapanacak diye çok sevindik, yeni arkadaşlarımızın geleceğini duyunca. İnsan, aynı kadroyla, aynı yerde, uzun zaman çalışınca yılların nasıl geçtiğini fark edemiyor hiç. Geçen yıllar içinde hep beraber yaş alıyoruz ne de olsa. Benzer kırışıklarımız yakın zamanlarda saçımıza düşen aklara karışıyor ama biz hala 20 yıl öncesinin gözleriyle görüyoruz birbirimizi. Bedenler öne eğilmeye, doktor ziyaretleri artmaya başlarken kreş arayışları yerini üniversite tercihlerine bırakıyor.

  

 Sonra, sonra bir grup genç, çocuk, meslektaş, evlat…Ne diyeceğimizi bilemediğimiz insanlar doluşuyor etrafımıza. Buyurun bu arkadaşlar sizin meslektaşlarınız, onlarla çalışacaksınız, mesleğinizin inceliklerini öğretin onlara. Sizleri bir bir uğurlayacağız yakında ve onlar alacaklar yerinizi diyorlar. Demiyorlar belki de biz öyle anlıyoruz, fark ediyoruz ki artık inişindeyiz basamakların.

 

 Bu süreçte bana, genç arkadaşlarımızın eğitim hemşiresi olma görevi veriliyor. Uzun yıllardır rehber hemşire olarak çalışan ve laf aramızda biraz sert olmasıyla bilinen bana çok zor olacak gibi gelmiyor bu görev. Sonra aynı salona giriyoruz. Kapıdan girer girmez, toplantılarda bezgin, yer yer tükenmiş enerjimizi teneffüs etmeye alıştığımız salondan yükselen coşku, heyecan, neşe ve biraz da merak dolu bir hava vuruyor yüzüme.

 Uzun uzun anlatasım var aslına bakarsanız. Öte yandan Z kuşağı o kadar uzun bir yazıyı okumaktan hoşlanmaz zannederim. Hoş, gerekli de değil belki ama biz ille de karşımdaki beni anlasın isteyen bir nesiliz sanki. Ne kadar uzun anlatırsam o kadar anlaşılırım ve haklılığım kabul görür diye mi düşünüyoruz nedir.

 Bugüne kadar, salonda, usta çırak ilişkisiyle ameliyat hemşiresi yetiştirmeye alışkın olan benim karşımda yirminin üzerinde meslektaşım var; biraz tedirgin biraz şaşkın. Üç aylık bir yol yürüyoruz kendileriyle karşılıklı öğreniyor, öğretiyoruz. Sadece bana değil tüm nesildaşlarıma mecburi bir dönüşümün yolunu açıyorlar. ‘Daha ilk günden yemekhaneyi soruyorlar’, ‘Biz su içmeye korkardık’ diye başlayan, şaşkınlık sosu altında kınayan serzenişleriyle sınanıyorlar feda kültürünün harcanmış bireyleri tarafından.

‘Birey olmak ne demek?’ ‘Koşulları, gerçekliğine nasıl adapte edersin, kendin olmaktan vazgeçmeden?’ ‘Evden işe işten eve koşmanın dışında da bir hayat var’ gibi başlıklarda ince ince dersler veriyorlar ablalarına sabrımı çokça sınayarak. Hayatın ruhu törpüleyen tarafıyla (İyi ki) karşılaşmaktan, ana-babalarının kanatları altında korunmuş hallerine bakıyorum imrenerek. Kâh kızıyorum umarsızmış gibi bulduğum tavırlarına kâh sevecen bir gülüş yerleşiyor suratıma hayat karşısında ne kadar acemi olduklarını gördükçe. İkilemler yaşatıyorlar sürekli ’Bu meslek bunlara emanet edilemez’ ile ‘Canavar gibiler maşallah’ arasında gidip geliyorum gün içinde. Tıpkı çocuklarıma baktığım gibi bakarken yakalıyorum kendimi onlara; ümitvar ama endişeli.

 

Hasılı biz onlara meslek erbabı olmayı öğretiyoruz onlarsa bize hayata başka bir pencereden bakmayı. Onlar geleli beri sırtım dikleşti sanki, yüzümde çizgiler daha az. İnsanlık adına, ülkem adına, mesleğim adına umutlarımı yeşertiyorlar. Varın siz hesap edin kim kime daha çok şey öğretiyor. İyi ki geldiniz gençler seviyorum sizleri.

Sizler neler yaşıyorsunuz peki yaş farkınızın yüksek olduğu çalışma arkadaşlarınızla. Burada paylaşmaya ne dersiniz. Belki sorunlarımızı çözecek kolay bir yol buluruz.


Yorumları görüntülemek için giriş yapmalısınız.