FİGEN ŞAHPAZ: İşçi sağlığı politikalarında temel yaklaşım ne olmalıdır?
ALPASLAN TÜRKKAN: İSİG politikaları ve buna dayalı uygulamalar, hiçbir çalışanı dışarda bırakmamalı, tüm çalışanları kapsamalıdır. İSİG politikalarının temelinde “önleyici” yaklaşım yer almalıdır. Günümüzde bu yaklaşım çok sayıdaki ülkenin İSG politika belgelerinde yer almaktadır. Önleyici yaklaşımın her işin/işyerinin kendine özgü farklılıklarını gözeterek çalışanı ve çevreyi korumayı odağa alarak, riski yönetmekle gerçekleştiği unutulmamalıdır. Bu nedenle İSİG politikaları işyerlerinin ve çalışanların farklılıklarından oluşan zenginlik ve çevre sağlığı gözetilerek oluşturulmalıdır.
FŞ: Bu alandaki yasal düzenlemelerde nelere dikkat edilmelidir? Birkaç ülkeden örnek verebilir misiniz?
AT: Dünyada işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamaları hükümetlerin kontrolünde ve genellikle Çalışma Bakanlıkları tarafından yürütülmektedir. Finlandiya'da İSİG mevzuatının hazırlanması, uygulaması ve geliştirilmesinden Sosyal İşler ve Sağlık Bakanlığı sorumludur. İSİG örgütlenmeleri, ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık göstermektedir. Sanayileşmiş ve gelişmiş ülkelerde daha iyi, organize bir İSİG sisteminin uygulandığı söylenebilir. Bu ülkelerde oluşturulan mevzuatın yaygın biçimde İLO önerileri ile örtüştüğü ve daha önemlisi uygulandığı gözlenmektedir. İSİG uygulamaları değişen teknoloji ve gereksinimler doğrultusunda dinamik bir süreç yaşadığından sürekli geliştirilmeye ihtiyaç duyar. Mevzuatın da çağın gereklerini, İSİG politikalarını karşılayacak biçimde güncellenmesi gerekir. Günümüzde tüm İSİG faaliyetlerini aynı çatı altında toplama, koordinasyonu tek merkezden sağlama yaklaşımı hakimdir. İSİG düzenlemelerinin tek kanunda birleştirilmesi eğilimi belirgindir. Gelişmiş ülkelerin mevzuatında parçalı yaklaşım yerine bütüncül yaklaşım görülmektedir. Örneğin Belçika’da iş sağlığı, iş güvenliği ve iş hijyeni “iş refahı” başlığı altında toplanır, çalışma koşullarının kalitesi de gözetilir.
Çoğu ülkede mevzuatı bütünleyen işe, sektöre yönelik hazırlanmış uygulama rehberleri yol gösterici olmaktadır. Mevzuatın topluma, çalışana, İSİG profesyonellerine doğru biçimde aktarılması etkinliğini artırmaktadır.
Tüm AB ülkelerinde işçilerin yükümlülükleri tanımlanmış olmakla birlikte mevzuat hükümlerince sonuçta sorumluluk işverene verilmiştir. İşverenler işçilere yönelik önleyici hizmetleri organize etmek ve maliyetini karşılamakla yükümlü tutulmuştur.
FŞ: İş kazaları ve meslek hastalığında veri toplama nasıl yapılmalıdır? Yine ülke örnekleri verebilir misiniz?
AT: İSİG uygulamalarının, iş yaralanmaları ve meslek hastalıklarına yönelik veri toplamanın önemi tüm ülkeler tarafından kabul gören bir görüştür. Yaygın biçimde İSİG istatistikleri ülkelerin merkezi istatistik birimleri tarafından toplanmakta ve yayınlanmaktadır. Ancak bu noktada yayınlanan verinin ve güvenilirliğinin büyük farklılıklar içerdiğini söylemek gerekir. Avrupa Birliği ülkelerinde sigorta tabanlı ve işverenin kendi bildirimi biçiminde iki tip iş kazası bildirim sistemi kullanılmaktadır. İrlanda’da resmî kurumlara iş kazasını bildiren işverendir. Sigorta tabanlı olan sistemde veriyi kamu veya özel sigorta yetkilileri toplar. Bu sistemde bildirim düzeyinin daha yüksek olduğu kabul edilir. Dünyada ve Avrupa Birliği üye ülkelerinde meslek hastalığı bildiriminin çok düşük olduğu kabul edilmektedir. Doğru politikaların belirlenmesi ve iyi bir İSİG sistemin kurulması ve sürdürülmesinin temelinde veri güvenliği ve açık biçimde paylaşımı yatar.
FŞ: Örgütlenme ve hizmet sunumunda değişik ülke modellerinden örnek verebilir misiniz?
AT: İşyerinde sağlık birimi kurma konusunda ülkelerarasında farklılıklar vardır. İrlanda’da işletmeler işyerinde bir sağlık birimi kurmak zorunda değildir. Ancak işveren işçilerinin sağlık ve güvenliğini korumak ve bunu raporlamak zorundadır. Hollanda da bütün işyerleri ve işverenler, sertifikalı bir İş Sağlığı Güvenliği Servisinden hizmet almak zorundadır.
Kimi ülkelerde, işyeri sağlık birimi, çalışan işçi sayısına bağlı olarak kurulur. İspanya’da 500’den fazla çalışanı olan ya da riskli sektörde olup 250’den fazla çalışanı olan şirketler işyeri hekimliği, iş güvenliği, iş hijyeni ve ergonomiden oluşan dört disiplinden en az ikisini içeren bir işyeri sağlık birimi kurmak zorundadır. İşçi sayısı değişmekle birlikte benzer uygulama İsveç, Lüksemburg ve Fransa’da da bulunmaktadır. Finlandiya’da işverenler, iş sağlığı hizmetlerini kendi başlarına veya diğer işverenlerle iş birliği içinde yürütebileceği gibi özel bir sağlık hizmeti sağlayıcısından alabilir. İşyerinde sağlık birimi oluşturulması ile ilgili politikalar hiçbir çalışanın dışarda kalmaması temel yaklaşımını gözetmek zorundadır.
Gelişmiş ülkelerde daha işlevsel olmakla birlikte birçok ülkede işyerlerinde örgütlenmiş “İSİG kurulları” tanımlanmıştır. Bu kurullar Fransa’da “Hijyen, Güvenlik ve Çalışma Koşulları Kurulu”, İsveç ve Danimarka’da “Güvenlik Kurulu” gibi değişik isimler altında çalışmaktadır. İSG kurullarının kurulma zorunluluğu genel olarak çalışan işçi sayına bağlı olarak belirlenir. Örneğin Avusturya’da 100, Finlandiya, İrlanda, Almanya ve Danimarka’da 20, Hollanda’da 35, Fransa, Belçika, İspanya, Yunanistan ve İsveç’te 50’den fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde İSİG Kurulu oluşturulması zorunludur. Portekiz’de sektöre göre düzenleme yapılmış, inşaat ve madencilik sektörlerinde İSİG Kurulu zorunlu tutulmuştur. Benzer amaç doğrultusunda çalışan İSG kurulları Avusturya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde danışma organı işlevi üstlenmişken, Almanya ve İsveç’te yaptırım gücü vardır. Kurulların ortak özelliği giderlerinin tamamen işverence karşılanmasıdır. İsveç’te kurullara devlet desteğinden söz edilmektedir. Genel olarak Kurulların ayda bir toplanması öngörülmekle birlikte İngiltere ve Almanya’da, en az 3 ayda bir toplanması gerektiği belirtilmektedir. Tüm ülkelerde Kurulların gerektiğinde de toplanabilmesinin yolu açıktır. Finlandiya’da 20 işçinin çalıştığı işletmelerde Kurul oluşturulmakla birlikte 10 işçinin çalıştığı işletmeler için işçiler tarafından İSG temsilcisi seçilmektedir. Etkin biçimde, kuruluş felsefesine uygun çalışan Kurulların alana katkısı büyüktür.
FŞ: Üniversiteler ve meslek örgütleri bu modelin neresinde olmalı?
AT: Gelişmiş ülkelerde özerk, bilimsel, katılımcı ve tarafların temsil edildiği, araştırma ve yayınlama, bilirkişilik, laboratuvar ve analiz hizmetleri sunan istatistik değerlendirme ve eğitim işlevi olan İSG Enstitüsü veya Kurumları bulunmaktadır. Finlandiya’da İSİG araştırması yürüten çok sayıda enstitü vardır. Finlandiya İş Sağlığı Enstitüsü bilgiyi topluma yaymak konusunda da önemli bir işlev yürütür. Enstitüler diğer üniversite ve kurumlarla iş birliği içinde bilgi üretmekte, projeler yürütmekte ve sahaya destek olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde üniversiteler de bu alana katkı sunar. Hollanda’da 1946 yılında Tabipler Birliği çatısı altında İş Sağlığı Birliği kurulmuştur. Bu birlik, işin sağlık etkisini araştırır, yenileme eğitimleri verir, rehber kitapçıkları hazırlar ve işle ilgili hastalıkların kaydını tutar. Bütüncül bir yaklaşımla meslek örgütlerini de içeren dünyadaki örneklerine benzer enstitüler alana önemli katkı sunacaktır. Türkiye’de akademik birikim ve potansiyel alana tam olarak yansımamaktadır. İSİG politikaları bilimsel yapıyı saha ile buluşturacak her iki unsurun birbirini beslemesini sağlayacak biçimde oluşturulmalıdır.
FŞ: İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları istihdamı nasıl olmalı?
AT: İşyeri hekimliği uygulamaları ülkeler arasında büyük farklılık gösterir. Hollanda’da çalışan sayısı 150 ve üstünde olan işyerlerinde işyeri hekimi bulundurulması zorunludur ve işyeri hekiminin çalışma süresi çalışan sayısına göre düzenlenmiştir. Almanya’da tüm işverenlerin iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminden hizmet alma zorunluluğu vardır. Çalışma süresi işletme tipi, kaza ve hastalık riskleri, işçi sayısı ve işyeri organizasyonuna göre tanımlanmıştır. Almanya’da, İSG uzmanı da işyeri hekimi de işyerinin çalışanı, kendi adına özel çalışan veya kamu personeli olabilir. Bu iki uzmanın eğitimleri üniversiteler, enstitüler, birlikler vd. tarafından yapılabilmektedir. İşyeri hekimi olarak çalışmak için gereken özellikler ülkeler arasında değişiklik gösterir. Kimi ülkeler işyeri hekimliğini ayrı bir uzmanlık dalı olarak değerlendirmektedir. Fransa’da işyeri hekimliği yapmak için tıp eğitimi üzerine 3 yıllık, Finlandiya’da ise 6 yıllık ihtisas eğitimi tamamlanması gereklidir.
İSG uzmanlığı, AB ülkelerinde de kullanılan bir unvan olup mevzuatlarında uzman olabilecek meslekler tek tek sıralanmadan “fen ve doğa bilim mezunları” gibi geniş bir tanımlama yapılmaktadır. İSG uzmanlığı için ek eğitim ise bir kurumun tekeline bırakılmadan, konusunda yeterliliğe sahip bir kuruluştan alınan eğitim kabul edilmektedir. Avusturya’da İSG uzmanının ilgili Bakanlığın tanıdığı uzmanlık eğitimini başarması yeterliyken İsviçre’de ek olarak iki yıl deneyim aranmaktadır.
FŞ: Ülkemizde etkin bir denetim yapılmıyor, diğer ülkelerde durum nasıl?
AT: İSİG yönetiminde, yönetimin temel fonksiyonlarından olan denetim önemlidir. İngiltere’de beşten fazla çalışanı olan işyerlerinin sağlık ve güvenlik politika belgesi hazırlaması ve risk değerlendirme sonuçları ile birlikte çalışanlarıyla paylaşması zorunlu kılınmıştır. Bu uygulama işyerleri için önemli bir otokontrol işlevi görme potansiyeline sahiptir. Almanya’da hem devlet ve hem de Meslek Sandıklarının teknik denetçileri işyerlerinde denetleme yapmaktadır. Fransa’ da iş teftişinde ana sorumlu Çalışma Bakanlığıdır. Denetimler çoğunlukla Çalışma, Tarım ve Ulaştırma Bakanlıklarının bakanlıklar arası yetkilileri tarafından yürütülür. Denetime olan özen ve denetim gücü ülkelerarasında büyük farklılıklar gösterir. İspanya’da 10.000 çalışan başına 1 müfettiş düşer. Türkiye’de 2 milyon işyerinde 20 bin denetim yapılırken İspanya’da 1,3 milyon işyerinde 300 binden fazla denetim yapılmaktadır. Açık söylemek gerekirse İspanya’da Türkiye’dekinin yarısı kadar işyeri varken 15 kat daha fazla denetim yapmakta ve işyerlerinde 6 kat daha az ölüm yaşanmaktadır. Finlandiya’da İş Sağlığı ve Güvenliği Müfettişlikleri yılda yaklaşık 240.000 işyerini denetlemektedir. Hollanda uzun erimli önleyici denetim programları oluşturmaktadır. Yetkin kişiler tarafından mevzuat hükümlerini açıklayan, yol gösteren ve yüreklendiren denetimler alanı geliştirecektir. İSİG politikaları, denetimin etkin bir araç olarak kullanılmasını göz önünde tutmalıdır.
FŞ: Teşekkürler
*Alpaslan Türkkan
Bursa Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Profesör Doktor