FİGEN ŞAHPAZ: 10 yıldır yürürlükte olan İSG Kanunu alanda ne getirdi ne götürdü?
ALP ERGÖR: Çalışma yaşamı toplumsal yapının ve yaşamın tüm bileşenleri ile eklemli ya da kesişen bir alan. Dolayısıyla çalışma yaşamında gerçekleşen tüm durumları ve ögeleri bu bütünselliği gözeterek irdelemek gerekir. Kanımca, 6331 sayılı Yasayı tek başına ele almanın çalışma yaşamının bütünselliğini gözden kaçırmaya neden olabilir.
Tek ve ayrı bir iş sağlığı ve güvenliği yasası önemli bir araç ve kazanımdır. Ancak böyle bir yasanın nasıl bir çalışma yaşamı içinde yürürlüğe girdiğini irdelemek gerekir. Çalışma yaşamının gerçekliği 6331’in etkinliği ile ilgili temel etmenlerden biridir.
6331 sayılı Yasa, 4857 sayılı İş Kanunu’ndan 9 yıl sonra yürürlüğe girdi. Tam bir esnekleşme manifestosu olan ve neoliberal atağın müthiş mevzi kazanmasını sağlayan bu Yasa, 155 ve 161 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmelerinden 1 yıl önce çıkarıldı. 4857 ile birlikte sermaye açısından emeği “dilediği gibi” çalıştırabileceği bir vasat ortaya çıkmış oldu. Sosyal politika açısından bakarsak 4857 kapitalist sistemin sosyal devlet modeli ile uyumsuz bir düzenlemedir. Burada söz ettiğim şey, işçi, işveren, devletten oluşan üçlü yapıya doğrudan müdahale edilmesidir. Bir yanda 12 Eylül’den başlayarak giderek zayıflayan emek örgütlenmesi, diğer yanda çalışma yaşamında esnekliği son derece başarılı biçimde kurgulayan 4857. Böyle bir vasatta, “tek ve ayrı” iş sağlığı ve güvenliği yasasının çok başarılı olması beklenemez.
Buna karşın 6331 emeğin işçi ve memur olarak ayrımının resmi olarak kaldırıldığı ilk düzenlemedir. İş gücünün önemli bir bölümünü oluşturan beyaz yakalı emekçilerin kapsam içine alınmış olması çok değerli bir kazanımdır. Sanırım emek açısından İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın sağladığı en önemli kazanım budur.
6331 sayılı Yasa ile ilgili sorunlara gelirsek; yapısal bir soruna, içerikle ilgili ikive uygulama ile ilgili birer probleme değinmekle yetineceğim. Yukarıda belirttiğim gibi neoliberal modelin düşlediği esnekleşmenin egemen olmaya başladığı çalışma yaşamı ve üretim ilişkileri açısından güçsüz emek bir arada olunca işçinin – emekçinin sağlık ve güvenliğini istediğiniz kadar yapısal bir yasa ile kontrol altına almaya çalışın… Başarının araçları baştan ortadan kaldırılmış zaten; birkaç örnek sıralayabiliriz:
Yukarıda sıraladığım ögeler 6331 ile ilgili yapısal sorunlar olarak düşünülmeli.
İçerik ile ilgili sorunlardan iki örnek vermek isterim. İlki, hizmet modeli ile ilgili olacak. Yasa, ortak sağlık ve güvenlik birimleri gibi literatür açısından da yanlış bir hizmet modelini tanımlayarak, değim yerinde ise doğumsal anomali ile yürürlüğe girmiştir. Ortak sağlık ve güvenlik birimi, iş sağlığı literatürü açısından işverenlerin bir araya gelerek insan gücü, mekân, donanım ve altyapısını sağladıkları ve bu ortaklığın kapsamındaki çalışanlara hizmeti sundukları yapıların adıdır. Avrupa Birliği Uyum Sürecinde yürürlükten kaldırılan düzenlemelerimizde de bu hizmet modeli tanımlanırdı. Oysa 6331 içinde tanımlanan ve “ortak sağlık ve güvenlik birimi” (OSGB) olarak adlandırılan hizmet modeli, gerçekte-literatürde özel iş sağlığı ve güvenliği birimleridir. Bu yapılar özel sektörün hizmet sunumundan pay alabilmek için alanda mücadele eden yapılardır. Mücadele derken sunulan hizmet bütünsellikten uzak kalmaya mahkumdur. Çünkü bir yandan OSGB’ler arasında kıyasıya bir rekabet sürerken diğer yandan maliyeti düşürmek için hizmetleri çeşitli paketler halinde almaya çalışan sermaye yer almaktadır. Modelle ilgili sorunları örgütlenme ile ilgili sorunuza bırakıp, OSGB’nin neden Yasa açısından temel bir sorun olduğuna değinmeli; bir yasa içinde hizmet modelleri sıralanacaksa olası tüm modeller belirtilmelidir. Oysa 6331 içinde tek bir model yer alır, OSGB. Böyle yaparak, yasa koyucu, emeğin sağlık ve güvenliği ile ilgili hizmetlerin özel sektör aracılığı ile sağlanmasını desteklemiştir. Bu temelden yanlış içerik emeğin sağlık ve güvenliği açısından büyük bir tehdittir.
İçerikle ilgili diğer sorun iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde çalışacak profesyonellerin sıralanması ve çalışma biçimleri ile ilgilidir. Söz gelimi işyeri hemşiresi, son derecek temel ve zorunlu bir insan gücüyken Yasa içinde bir “ihtiyari” unvan gibi ele alınmıştır. Ara insan gücü olan teknikerler Yasa’da anılmamıştır. Ancak hepsinden önemlisi, iş sağlığı ve güvenliği çalışanlarının özerkliği Yasa’nın içinde tanımlanmamış, güvence altına alınmamıştır. Şemsiye özelliği taşıyan bir yasada bu kavramın olmaması çok temel bir sorundur.
Son olarak 6331 ile ilgili işlevsel soruna değinmek isterim. Yasanın işyeri ve iş güvenliği örgütlenmesi ile ilgili iki önermesinin kamu işyerleri ve mikro ölçekli işyerleri açısından ertelenmesi kamu açısından büyük bir gaftır. Kamu, bir yandan “emeğin sağlık ve güvenliği için tek ve ayrı bir düzenleme çıkarıyorum” derken diğer yandan “benim çalışanlarımın sağlık ve güvenliği bekleyebilir” mesajını vermektedir. Oysa Yasanın bağlayıcı hükümleri, emeğin sağlık ve güvenliğinin korunması ile ilgili hizmetin sunumu için anılan insan gücünün istihdamı zorunludur. Mikro ölçeği irdelemeyi başka bir tartışmaya bırakıyorum.
FŞ: İSG yapılanmasının genel sağlık sistemindeki yeri nasıl olmalı?
AE: Emeğin sağlık ve güvenliğini sağlamak, korumak ve geliştirmek için seçilen model ne olursa olsun, ülkenin sağlık sistemi ile eklemlenmesi zorunludur. İşçiler daha geniş bir tanımla, emekçiler için sunulan hizmetler temel sağlık ve güvenlik hizmetlerinin vazgeçilmez bir ögesidir bu eklemlenme. Bu hizmetleri birinci ve ikinci basamakla eklemlememek, kullanılan model ne olursa olsun hizmet araçlarını daha baştan sakatlamak anlamına gelir. Eklemlenmenin işlevsel olabilmesi de basamaklı bir sistemin varlığı ile ilişkilidir. Bir diğer değişle toplum sağlığı için tanımlanan modelde zorunlu olan basamaklı sistem emek için tanımlanan hizmet sunumunu da kapsamalıdır.
Ülkemizdeki gerçeklikle ilgili iki temel soruna da yukarıda değinilmiş oldu. İlki sözüm ona birinci basamağa dayalı bir sağlık sistemi kurulurken, bu sistemin çalışması için zorunlu olan basamaklı yapı 20 yıl içinde kurulmamıştır. Var olan model içinde de işyeri sağlık ve güvenlik birimlerinin ya da OSGB’lerin ulusal sistem içinde bağı düşünülmemiştir. Dahası Sağlık Bakanlığı emeğe yönelik sağlık ve güvenlik hizmet sunumunun hiçbir aşamasında yer almaz.
FŞ: İSG alanının nasıl bir modele/sisteme ihtiyacı var? Finansman, hizmet sunumu, personel ihtiyacı, yönetim…
AE: Sorunuzu, 3 temel ögeyi vurgulayarak yanıtlamaya çalışacağım. İlki, sosyalist model içindeki birkaç örnek bir yana bırakılırsa, hemen hiçbir ülkede tek bir modelden söz edilemez. İkincisi kapitalist sistem içinde emeğin sağlık ve güvenliğinin sağlanması, korunması, geliştirilmesi ile ilgili tüm giderler işverene aittir. Tehlikeleri ve bunlardan kaynaklanan riskleri “yaratan” işverenin sağlamakla yükümlü bu hizmetlerin finansmanı doğrudan ya da dolaylı olarak kamuya aktarılamaz. Ancak kamu finansmanı işverenden sağlamak koşulu ile hizmetleri sunabilir ya da sunulmasını garanti edebilir. Modeller de buna göre değişecektir. En somut ve kolay finansal kaynak da işverenden alınan primlerdir. Söz gelimi Almanya, ağırlıklı olarak, ulusal sigorta sistemi üzerinden, işverenden alınan primlerle finanse edilen bir işçi sağlığı ve güvenliği modelini kullanıyor. Meksika’da da benzer bir model uygulanıyor. Ancak hemen her kapitalist ülkede birden çok modeli görürsünüz. Üçüncü temel öge ise emeğe koruyucu hizmetleri sunacak personelin / profesyonellerin özerkliği. Eğer işyeri hekimi, işyeri hemşiresi, iş güvenliği uzmanı, tekniker ya da bu yapıdaki herhangi bir çalışan işverenin “işçisiyse” artı değeri azaltabilecek koruyucu hizmetlerin sunumunda baştan sorun yaşanacak demektir. Böyle bir ortamda emeğe sunulacak hizmet profesyonellerin cesaretine bağlı olacak demektir ki böyle bir sisteme sistem denemez; böyle bir sistemin üreteceği sağlık ve güvenlik hizmeti gerçek değildir.
Burada, Profesör Jorma Rantanen’in gündeme getirdiği TEMEL İŞ SAĞLIĞI HİZMETLERİ (TİSH) kavramını tanımlamak hizmet sunumunu anlamayı kolaylaştırabilir. TİSH mikro işletmeden, tarıma, orta büyüklükteki üretimden büyük endüstriyel işletmelere kadar tüm üretim alanlarında emeğe yönelik hizmetin olmazsa olmaz ögelerini içerir. Bu ilkelere uymak ve ulusal düzeyde, temel sağlık hizmetleri sunumu ile eklenmek koşulu gözetilerek ülkede, yerel gereksinimlere göre birden çok model kullanılabilir.
Söz gelimi,
Burada hizmet sunumunun ağırlığının hangi modele kaydığı ülkenin sosyal politikaları ve toplumsal yapısıyla ilgilidir. Söz gelimi ülkemizde hizmetin ağırlığı birer özel işletme olan ve hatalı olarak OSGB olarak adlandırılan özel sağlık ve güvenlik birimleri aracılığı ile sağlanıyor. Bu da neoliberal politikalarla uyumlu bir yönelik. Emekten değil sermayeden yana olan, hizmetin bizatihi kendisini de bir işletme olarak gören bir iktidarın üretimi, yönelimi…
Özetlersem, TİSH içinde tanımlanan hizmet basamaklarını içermek ve finansmanın işverenden gelmesini garantilemek, hizmet sunumunda çalışanların tam mesleki özerkliğini sağlamak koşulu ile, her ülkede, gereksinimleri sağlayacak değişik modeller kullanılabilir.
FŞ: Bugünden yarına İSG alanındaki sorunları düzeltmek için hangi adımların atılması gerekiyor?
AE: Sanırım en kısa yanıt bu soruya verilen olacak.
Kapitalist sistem içinde, emeğin sağlık ve güvenlik sorunlarının çözülmesi, öncelikle emeğin gücünü kazanması ve üçlü yapı içinde tüm çalışanların temsil edilmesini sağlamayı gerektirir. Tüm işkollarında tam sendikalaşma bir ütopya değil, bir zorunluluktur. Ancak bu yolda adımlar atılmaya başlandığında emeğin sağlık ve gönenci garantilenebilir.
Bir yandan sendikalizmin güçlenmesi, yaygınlaşması için gerekli toplumsal araçlar düzenlenirken kısa, orta ve uzun erimde yapılabileceklerin bir bölümünü şöyle sıralayabiliriz:
- 6331’in kapsayıcılığının genişletilmesi, istisnaların kaldırılması.
- İvedilikle, emeğin sağlık ve güvenliği alanında çalışan insan gücünün özerkliğinin sağlanması.
- Emeğin sağlığı ve güvenliği ile ilgili hizmetlerin temel sağlık hizmetlerine eklemlenmesini sağlayacak düzenlemelerin yapılması.
- İşyeri hekimliği, iş güvenliği uzmanlığı, işyeri hemşireliği mesleklerinin eğitim ve yürütümü sürecinde üniversitelerin ve meslek örgütlerinin rolünün artırılması. Bu meslek grupları için temel ve sürekli eğitimin özel sektörden ivedilikle alınması. Benzer uygulamanın, ara insan gücü olarak tanımlanan, iş sağlığı ve güvenliği teknikerliği için de sağlanması.
- Denetim sisteminin yapılandırılması.
- Ulusal ve özerk bir işçi sağlığı ve güvenliği enstitüsünün kurulması.
Yukarıda sıraladıklarım iktidar için kısa-orta erimli bir işçi sağlığı ve güvenliği programının olmazsa olmaz parçaları olarak düşünülmelidir. Bu adımlar sürecin doğru yönde evrilmesini sağlayacaktır.
*Alp Ergör
Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Profesör Doktor