FİGEN ŞAHPAZ: 10 yıldır yürürlükte olan İSG Kanunu alanda ne getirdi ne götürdü?
KADİR ATLI: 2012 de İSG Kanunu çıkmadan önceki koşullar değerlendirilmeden yapacağımız tüm yorumlar eksik kalacaktır. Aslında 2003 yılında Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde hazırlanan 4857 Sayılı İş Kanunu yürürlüğe girdikten bir iki yıl sonra İSG Kanunu’nun taslağı üzerinde konuşmalar başlamıştı. 4857 ile sermayenin küreselleşmesine paralel ülkemizde bazı değişiklikler de oldu. İşyeri tanımı esnetildi. Alt İşveren (Taşeron) artık Kanun’da da tanımlanmıştı. Hafta tatili hafta içinde herhangi bir gün olabilecekti. Denkleştirme adı altında ya da çağrı üzerine çalışma ile emek değersizleştirildi. Kulağa hoş gelen maddeler de vardı 4857’de; Çalışmaktan kaçınma hakkı, analık izninin uzaması, eşit davranma ilkesi, çocuk işçiliği ile ilgili 13 yaş yerine 14 yaşını bitirmiş olması, iş güvenliği mühendisi kavramının tanımlanması vb.
Hükümet değişmişti. Avrupa Birliği’ne göz kırpan öte yandan “milli görüş” geleneğinden geldiklerini söyleyen, henüz arsızlaşmamış, liyakati bugünkü kadar yırtıp atmamış bir yapı.
Üniversitelerden, sendikalardan, sivil toplum kuruluşlarından görüşler isteyerek, işçi sağlığı sorunlarına çözümler üreteceklerini söylüyorlardı.
4857 çıktıktan sonra büyük işyerlerinin çoğu işyerlerinde işçi sağlığı ile ilgili kişileri Çalışma Bakanlığı’na göndererek neler olup bittiğini anlamaya çalıştılar. ÇSGB orta orta düzey yöneticileri soruları cevaplamakta zorlanınca önceleri Bakanlığın 20. Katında (daha sonra ÇASGEM’de) 7-8 sınıf açılarak başta kamu kuruluşlarının İSG ile ilgilenen görevlileri olmak üzere pek çok mühendis, bugünkü “İş Güvenliği Uzmanlığı Eğitim Konuları” nda eğitimlere katıldılar. Eğitmenler Ankara’daki Devlet Üniversitelerinden seçilmiş Hocalar ve ÇSGB Teftiş Kurulu’ndan müfettişlerdi. Bu arada pek çok yeni Yönetmelik çıkartılıyordu. O zamana değin iş sağlığının ana bileşeni olan işçi sağlığı alanında oldukça yetkinleşmiş olan Türk Tabipleri Birliği (İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Kolu)’ ni devre dışı bırakmaya çalışan yeni Yönetmeliklere karşı açılan davalar Danıştay’dan dönüyordu. Bu hengâme içinde yukarıda sözü edilen eğitimlerin ve “Uluslararası Katılımlı İş Sağlığı ve Güvenliği Kongreleri”nin promosyonunu çok iyi yapan ÇSGB “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”nu, taslağı yıllardır hazır olmasına rağmen 2012 yılında “büyük bir reklam kampanyasıyla ve coşkuyla” çıkartı. Daha önce 4857 Sayılı İş Kanunu içinde (77-89. Maddeler) yer alan iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemeler artık 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu içine alınmış ve var olan Yönetmelikler de yeni yasayla ilişkilendirilerek ufak tefek değişikliklerle yeniden yayınlanmıştır.
6331’in uygulama alanında olumlu yansımaları pek görülememiştir. İş kazaları ve bunlara bağlı ölümler aynı tempoda artmaya devam etmiştir. Meslek hastalıklarının tespiti ile ilgili yetkilendirilmiş sağlık kuruluşu sayısı artsa da (yaklaşık 33 ilde 143 Hastane-(Şehir Hastanelerinin açılması nedeniyle sayının düşmüş olmalı)) bir gelişme olmamıştır. Yetkilendirilmiş hastanelerden seçilen 2’şer hekimin eğitilerek “meslek hastalığı ve iş kazalarına ilişkin farkındalık ve meslek hastalığı dosyası açmaya yönelik eğitimlerin” de istatistiklere yansıyan bir katkısı olmamış ve beklentilerin çok altında hastaneden “meslek hastalığı bildirimi” yapılmıştır. Çalışanların sosyal hakları yontulurken, reel alım güçleri düşerken, iş güvencesi kalkarken, esnek üretim, denkleştirme adları altında işçiler uzun süreler çalışmaya devam etmek zorunda kalmıştır.
6331 sonrası işyeri hekimliği (İYH), iş güvenliği uzmanlığı (İGU), diğer sağlık personeli (DSP-Kanunda İşyeri Hemşiresi olarak geçse de sonradan çıkartılan yönetmeliklerde adı değişmiştir) eğitimleri için Bakanlıktan yetki almış “özel eğitim kurumları” açıldı. Pek çok Bakanlık çalışanı emekli oldu, istifa etti ve kimi bu kuruluşlarda, kimi doğrudan büyük işyerlerinde o zaman için oldukça ciddi ücretlerle iş güvenliği uzmanı olarak yer aldılar. Oldukça ciddi bir pazar oluştu. On binlerce kursiyer eğitim aldı. Bu eğitimler ve sınavlardan maddi anlamda sadece özel eğitim kurumları ve eğitmenler değil Bakanlık da ciddi anlamda para kazandı. Son gelinen nokta da artık eskisi gibi aşırı kazanç sağlanamayan bu eğitimler azalmış, pek çok eğitim kurumu kapanmış veya küçülme yoluna gitmiştir.
İşyerlerinin tehlike sınıfları yeniden belirlendi. Buna göre çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için A Grubu İGU yetersizliği nedeniyle “kıdem gün sayısı üzerinden” yapılan bir düzenleme ile hayatında fabrikaya girmemiş kişilere bir sınavla A İGU belgesi verildi. Bunun sıkıntıları da yıllar içinde kendini gösterdi. Uzmanlar arasında nitelik sorunu tartışma konusu oldu.
Yapılan her ufak tefek (belki de iyi niyetli (!)) değişiklik yeni ve daha büyük sorunlar doğurdu.
İş müfettişlerince yapılan (yapılması gereken) işyeri teftişlerinin nitelik ve niceliğinde beklenen artış gerçekleşmedi.
İş hijyeni ölçümlerine ilişkin mevzuatta yapılan düzenlemeler, bu yıl başında çıkartılan sağlık taramalarına yönelik mobil araç ve sabit laboratuvarlara ilişkin hazırlanan yönetmelik standardizasyona yönelik olumlu gelişmelerdir. Ancak denetimlerin sürekliliğinin sağlanması, ölçümlerin gerçekten olağan çalışma saatlerinde yapılması sağlanmalıdır.
6331 ve buna bağlı çıkartılan Yönetmelikler iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuatın daha derli toplu hale getirilmesi olumlu gelişmelerdir. Ülkemize özgü üç yönetmelik dışında (1. İYH ve DSP eğitim, görev yetki ve sorumluluklarına ilişkin yönetmelik, 2. İGU eğitim, görev yetki ve sorumluluklarına ilişkin yönetmelik, 3. İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri yönetmeliği) İSGGM tarafından çıkartılan yönetmelikler AB direktifleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Bunlar alana önemli katkılar sağlamıştır.
Ayrıca TTB, TMMOB gibi sivil toplum kuruluşları eğitim, seminer, sempozyum ve kongrelerle işçi sağlığı ve iş güvenliği konusuna dikkat çekmiş, toplumsal duyarlılığın artmasına katkı sağlamıştır. Bakanlığın yürüttüğü AB Projeleri bilimsel yayınların artmasına, çıkardıkları rehberlerle iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerine yol gösterici olmuştur.
Uygulamada yeterince yararı görülmese de 6331’in pek çok cümlesinde “çalışan sağlığına ilişkin sorumluluğun işverende olduğu, İYH, İGU çalıştırıyor olmasının bu sorumluluğu ortadan kaldırmadığı” vurgulanmaktadır. Davalarda nedense pek göz önüne alınmamaktadır.
FŞ: İSG yapılanmasının genel sağlık sistemindeki yeri nasıl olmalı?
KA: Bugün için Sağlık Bakanlığı’nın iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin yeterince sorumluluk almadığı söylenebilir. Hatta en fazla meslek hastalığı tanısı koyan hastanelerden Ankara Çevresel ve Mesleki Hastalıklar Hastanesi’nin neredeyse kapanması gündeme gelmiş, yıllardır bu alanda çalışmış ve Sağlık Bakanlığı’nda sözü geçen hekimlerin baskısıyla eski Demiryolu Hastanesi’ne taşınması sağlanmış, böylece kapatılmaktan kurtulmuştur.
Şu anda Sağlık Bakanlığı’nda çalışan sağlığı birimi Daire Başkanlığı düzeyinde temsil edilmektedir. Çalışan Sağlığı Genel Müdürlük düzeyine çıkartılması sağlanmalıdır.
İşyerlerinde sahipsiz bırakılmış “işyeri hekimleri” arkalarında yeterli desteği sağlayacak 2. ya da 3. basamak sağlık kuruluşu bulmakta zorlanmaktadır. Ben başkent Ankara’da çalışan bir işyeri hekimi olarak “mangan yüksekliği nedeniyle” yönlendirdiğim işçilerimin telefon numaralarının alınarak “yatak boşalınca biz sizi ararız” denilerek işyerlerine geri gönderildiklerini üzüntüyle öğreniyorum.
Elbette işçi sağlığı (iş sağlığı bütününün tamamı değil ama işyeri hekimlerinin uğraş alanı olan işçi sağlığı) genel sağlık sistemine entegre olmalı.
Çalışanların hem aile hekimleriyle iletişim içinde olmalı (covid pandemisi sürecinde ve bağışıklama çalışmalarında bunun yararını gördük) hem de çalışanların yaşadığı yerde üst basamak sağlık kuruluşlarıyla bağ kurabilmeliler. Bu bağ kişisel ilişkiler, özel çabalarla değil bir düzenleme ile yapılabilmeli. Sanayinin yoğun olduğu ilçelerde var olan Devlet Hastaneleri hem uzman hekim hem de laboratuvar açısından özel olarak desteklenmelidir.
Çalışanların çalışma süreleri ve sağlık sistemindeki olumsuzluklar (hastanelerdeki yoğunluklar, randevu alamama vb) göz önüne alınarak işyeri hekimleri ve aile hekimleri tarafından yapılan hastane sevklerinde çalışanlara öncelik verilmesi sağlanabilir.
FŞ: İSG alanının nasıl bir modele/sisteme ihtiyacı var? Finansman, hizmet sunumu, personel ihtiyacı, yönetim
KA: Bugüne dek öğrendiklerimi bir süzgeçten geçirsem;
İş Sağlığı = İşçi Sağlığı (Tıbbi boyut-İYH) + İşyerinin Sağlığı (Çalışma ortamı gözetimi-İş hijyeni-İGU) + Ürünün Sağlığı (Doğrudan bizi ilgilendirmese de kalitesiz üretim yapılan işyerinin sürekliliği olmazsa işyeri kapanacak ve işçi işsiz kalacaktır. İşsizlik en önemli psikososyal sorunlardan biridir. Dolaylı olarak bizim de (İYH) sorunumuzdur). + İşyerinin çevreye etkisi. (Çevre sağlığı da bizim konumuzdan soyutlanamaz. İşçi yaşadığı çevre ile bir bütündür. İşyerleri tarafından kirletilen hava, su vb. doğrudan çalışanları etkilemektedir.)
Böyle bakınca Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Çevre Bakanlığı’nın eşit düzeyde temsil edildiği bir yapı kurulması ve yönetimin bu üçlü yapıda olması yararlı olacaktır.
Başta Ülkedeki tüm sanayi sitelerinde İşçi Sağlığı, İş Güvenliği ve Çevre (İSGÇ) birimleri kurularak, çalışan sayısı ve sektör gözetilerek gereksinim duyulan işyeri hekimi, işyeri hemşiresi, iş güvenliği uzmanı ve çevre mühendisi görevlendirilerek, özellikle işe girişlerde ve işin devamı süresince yapılacak muayeneler, eğitimler, iş hijyeni ölçümleri ve çevre denetimleri ücretsiz olarak yapılmalıdır. O birimde çalışanların maaşları sadece o sanayi sitesindeki işverenlerden değil tüm ülkedeki işverenlerden sektör bazlı işçi başına belirlenen ücretlerden toplanan ortak havuzdan karşılanmalı, böylece orada çalışan profesyonellerin mesleki bağımsızlıklarını korumaları sağlanmalıdır. Buradaki ön tanılar göz önüne alınarak iller bazında gerek duyulan sayıda ve büyüklükte meslek hastalıkları ve çevresel hastalıklar hastaneleri oluşturulmalıdır. Bu hastanelerin laboratuvar ve hekim istihdamı ihtiyaç doğrultusunda geliştirilmelidir. Hastanelerin finansmanı ise Sağlık Bakanlığı bütçesinden karşılanmalıdır.
FŞ: Bugünden yarına İSG alanındaki sorunları düzeltmek için hangi adımların atılması gerekiyor?
KA: -ÇSGB’nin işverenlere “İSG hizmetleri için çok masraf yapmayacaksınız” söyleminden vaz geçerek, bu işin parasız yapılamayacağını, yıllık bütçe yaparken (ülkelerin gayri safi milli hasılalarının %4’ünün İSG’ye yönelik kayıplara gittiği düşünülürse) bütçe toplamlarının %4’ü kadar bir payı İSG hizmetleri için ayırmaları gerektiğini çekinmeden söyleyebilmesi sağlanmalıdır.
-ÇSGB hiçbir hizmet yapmadan İYH, İGU ve DSP’den “Sertifika Yenileme Ücreti” alması uygulamasından vaz geçmelidir.
-Hekim İş Müfettişi istihdamı sağlanarak, işçi sağlığına yönelik gerçek denetimlere başlanmalıdır.
-İYH ve İGU’nun gerçek mesleki bağımsızlığını koruyabilmesi için maaşlarının oluşturulacak bir fondan ödenmesi sağlanmalıdır.
-Piyasada satılan “Kişisel Koruyucu Donanımlar”ın denetimi bilimsel standartlarda sağlanmalıdır.
-Mevzuatta (her ne kadar uluslararası mevzuata uygun olduğu söylense de) küçük değişiklikler büyük dönüşümlere katkı sağlayacaktır;
FŞ: Teşekkürler
*Kadir Atlı
İşyeri Hekimi