FİGEN ŞAHPAZ: 6331 Sayılı yasa ne getirdi ne götürdü? Sonuçları ne oldu?
SELÇUK ATALAY: Yasa çıkarken, hakkında en çok söylenen cümle “İSG alanına has, müstakil bir yasa olmasıydı”. 6331 Sayılı Yasa alana ilişkin müstakil bir yasa ihtiyacını karşılamakla birlikte, bugün itibarı ile tarafların hiçbirini memnun edememiş olduğu anlaşılıyor.
6331 Sayılı Yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanı OSGB’lere taşeronlaştırılmış, piyasanın koşullarına terk edildi. Bu durumun işçi sağlığı ve güvenliğine olumlu bir katkı sağlamadığı gibi, alanı daha geri bir noktaya taşıdığı görülmektedir. 6331 sayılı yasa gerekçesinde, iş kazalarının bu yasanın öngördüğü modelle azaltılacağı, meslek hastalıklarının ortaya çıkartılacağı söyleniyordu. Son 20 yılda 30 bine yakın işçi bu ülkede iş kazalarından dolayı hayatını kaybetti. Meslek hastalıkları zaten tespit edilemiyordu, yasadan sonra da durum değişmedi. Bu noktadan hareketle 6331 sayılı yasa ve öngördüğü OSGB temelli hizmet sunumunun işçi sağlığı ve güvenliği konusunda başarılı olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
6331 Sayılı Yasayı çıkartırken, egemenlerin amaçlarının şunlar olduğunu düşünüyorum:
Bu hedeflerin hepsinin neo-liberal çerçeve içinde olduğu görülmektedir. Neo-liberal yaklaşımın doğasında, profesyonel mesleklerin özerkliklerini ortadan kaldırmak, onları proleterleştirmek gibi bir eğilimi vardır. Neo-liberal dönemin tartışmalarından birinin de “prekarya” tartışmaları olmasının sebebi burada aranmalıdır.
Yasa ile kamunun denetleyici bir konuma geçmesi planlanıyordu. Ancak alanda denetleme eksikliğinin açık olduğu, denetlemelerin görece İSG faaliyetlerini daha iyi yerine getiren kurumsal firmalara -usulen- yapıldığı görülmektedir.
Bugün itibarı ile ülkemizde İSG hizmetlerinin -niceliksel olarak- ekseriyetle OSGB’ler (Yasa sonrasında kurulan yüzlerce firma) tarafından sağlanıyor. 6331 Sayılı Yasa’nın öngördüğü bu model, İSG hizmetlerinin taşeronlaştırılmasına dayanmaktadır. Gelinen noktada OSGB’lerin hem işçi sağlığı açısından hem de OSGB’lerde çalışan işgücü açısından çözümlere değil, aksine sorunlara yol açtığı ortadadır.
Esas olarak kamucu sağlık sistemini savunan bir eksene yerleşen mesleki ve sendikal örgütlerin, işçi sağlığı konusunda bugüne kadar kamusal bir hizmet sunum modelini yaygın olarak tartışmaya açmamış olması; işyeri hekimlerini de işçi olarak, işçilerin yanında/içinde, emek sermaye çatışmasının bir tarafı olarak konumlandırmış olması olabilir. Ancak;
FŞ: Sizce İSG alanının nasıl bir modele/sisteme ihtiyacı var?
SA: İşçilerin sağlığını ve güvenliğini, İSG çalışanlarının özlük haklarını ve mesleki bağımsızlığını gözeten, İSG hizmetlerini patronların boyunduruğundan kurtaran, üretim üzerinde işçilerin ve onların sendikalarının denetimini artıracak kamusal bir “İSG Hizmet Sunum Modelini” geliştirmek, bugün gelinen noktada bir çözüm olarak durmaktadır. Nihayetinde kapitalist sistem içinde de ulus devlet mekanizmasının sol ve sağ eli olduğu bilinmektedir. İSG alanında kamusal bir hizmet sunum modeli talebi, devletin sol elini kuvvetlendirmeye yönelik sınıfsal bir müdahale olarak görülmelidir. 6331 Sayılı Yasanın alanda yaptığı tahribat ortadayken, kamusal bir İSG hizmet modelini talep etmek ve bu konuyu bir mücadele başlığına çevirmek; emekten yana, bilimsel değerleri önceleyen, mesleki bağımsızlığı gözeten, işçi sağlığı ve güvenliğini önemseyen örgütler için tarihi bir uğrak olarak düşünülmelidir. Buna göre;
Böylesi bir “kamusal İSG modeli” esas olarak 6331 Sayılı Yasanın ortaya çıkardığı OSGB’lerin sistemden çıkartılmasını ve İSG hizmetlerinin kamu eliyle yürütülmesini öngörmelidir. Buna göre, Çalışma Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın ortaklaştığı; sendikalar, TTB, Üniversiteler v.b. yapıların katılımıyla oluşacak alanı bilimsel yaklaşımlarla besleyecek ve yönlendirecek “İSG Enstitüsü” kurulmalıdır.
Kamusal İSG modeli için asıl vazgeçilmez olan noktalar;
Bu modelle işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı sermayeden bağımsızlaşarak, bilimsel ve etik değerler çerçevesinde bir kurguya kavuşması hedeflenmelidir. Modelin niyeti, meslek hastalıklarının teşhis edilmesi ve önlenmesi, iş kazalarının sıfıra indirilmesidir.
Kamusal bir İSG Modelinin ilkeleri şöyle sıralanabilir;
Böylesi kamusal bir hizmet modeli için yeni yapılanmalar gerekmektedir. Bu yapılar, hizmet noktalarında Çalışma Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ortaklığıyla oluşurken, çalışma içeriklerinin merkezi bir yapı olan İSG Enstitüsü tarafından belirlenmesi gerekir.
FŞ: Bugünden yarına İSG alanındaki sorunları düzeltmek için hangi adımların atılması gerekir?
SA: Kamusal, bilimsel, emekten yana, “işçilerin sağlığını koruma ve geliştirme amaçlı” bir işçi sağlığı organizasyon modeli sendikalar, TTB, TMMOB iş birliği ile tartışılmalı, geliştirilmeli ve emek eksenli bir toplumsal bir talep haline getirilmelidir.
Bugün itibarı ile içinden çıkılmaz sorunlar haline gelinen OSGB’leri düzeltmek çabası yerine, sağlık ve güvenlik çalışanlarının mesleki bağımsızlıklarına kavuşacakları, insanca yaşam koşullarına ulaşacakları; emek ve işçinin sağlığı odaklı kamusal İSG politikalarının tartışma zeminleri, alana gönül vermiş, alandan sorumlu kişi ve kesimler tarafından oluşturulmalıdır. Bu tartışma zeminlerine her türlü kişi, kurum, kuruluş ve siyasal partiler dahil edilmelidir.
Alanda çalışanlarla ilişki artırılmalı, sorunların tespiti ve çözüm yolu konusunda birlikte süreçler örülmelidir.
Sözü edilen “kamusal İSG Modelinin” bugünün koşulları, 6331 Sayılı Yasanın sonuçları ortadayken, yaygın kamuoyu desteği alması doğal olacaktır. Şüphesiz böyle bir modele karşı duracak gruplar da olacaktır. Bu modele ilişkin tartışmaların sınıfsal bir karakteri olduğu aşikardır.
*Selçuk Atalay
İşyeri Hekimi