İOSGB mekânı, ekipmanı ve sürekli giderleri işverenlerce sağlanmalıdır

İOSGB mekânı, ekipmanı ve sürekli giderleri işverenlerce sağlanmalıdır

FİGEN ŞAHPAZ: 2009 yılında yaptığınız ve bir kongrede sunduğunuz Çalışan Sağlığı ve Güvenliği Hizmet Sunum Modeli Taslağının öyküsünü anlatır mısınız?

BÜLENT ASLANHAN: Üzerinden hayli zaman geçti, ayrıntıları ve detayları hatırlamak da zorlandığım bölümler olacaktır mutlaka. Hatırladığım kadarıyla daha çok üzerinde Arif’in (Müezzinoğlu) çalıştığı ve sunum formatına dönüştürdüğü, benim kıyısından destek verdiğim ve tartışmalarına dahil olduğum bir çalışmanın sonucunda çıkmış ve ülkemize bir işçi sağlığı ve güvenliği modeli olarak önerilecek bir taslağın tartışmaya açılmasını ve ilerlenmesini hedeflemeyi düşünmüştük.

O günlerdeki ülkemizin işçi sağlığı ortamını ve atmosferini hatırlarsak. Henüz iş güvenliği uzmanı diye bir rolün tam tanımlanmadığı, iş güvenliği uygulamalarını el yordamıyla işyeri hekimlerinin yürüttüğü,

İşyeri hekimliği sertifika eğitimlerinin TTB tarafından yapıldığı, yerel tabip odalarının işyeri hekimi atamalarında yetkili olduğu, işyeri hekimi ücretlerinin TTB tarafından belirlendiği, işveren örgütlerinin bundan rahatsızlık duyduğu, mevcut iktidarın AB uyum sürecini önemsediği ve çalışma yaşamının düzenlemelerin bu nedenle yeniden tartışıldığı “bir geçiş dönemi” mevcuttu.

Yine benim hatırladığım; TTB İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Kolu içerisinde bir “enstitü” çalışmasının yürüdüğü hatta bu konuda bir büronun oluşturulduğu, bu çalışma bünyesinde dünyadaki diğer örneklerin incelendiği, İşyeri hekimliği sertifika eğitimlerinin yeniden revize edilerek güncellendiği, benim daha önce duyduğum ama hiç tanık olmadığım bugünlerde en çok kullanılan “uzaktan eğitim modelinin” ilk defa kullanıldığı, bu hazırlığı yapmak için eğitici ekibin ( alana emek vermiş bir çok akademisyenin ve sahadan hekimin) Kızılcahamam’da iki günlük bir kamp yaparak eğitime son halini verdiğimizi, 180 saati uzaktan - 9 günü yüz yüze olmak üzere ilk test – son test gibi ölçme/değerlendirme yöntemlerinin uygulandığı, o günlerin koşullarında oldukça yeterli, içerikli, örnek bir yeni eğitim modülü oluşturduğumuzu, bu eğitimleri yerel tabip odaları üzerinden hızla yaygınlaştırdığımızı söyleyebilirim. İlgide, olumlu geri bildirimlerde çok olmuştu.

Diğer yandan Çalışma Bakanlığı, AB Uyum Süreci nedeniyle, sağlıkta her alanı “piyasa isteklerine” göre düzenlediği gibi işçi sağlığı alanını da piyasaya açacak, sonrasında adı 6331 sayılı yasa olarak konulan düzenlemelerin alt yapısını ve çerçevesini oluşturuyordu. Bu amaçla, İş Sağlığı Güvenliği Konseyi kurmuş, bileşenlerinde ilgili bakanlıkların, işveren örgütlerinin (TİSK ve MESS), işçi sendikalarının, meslek örgütlerinin yer aldığı ve sayısal yapısın tamamen Çalışma Bakanlığına göre düzenlendiği yapıda bir konseydi! … Çalışma Bakanlığının daveti ile toplanan bu konseye TTB adına temsilci olarak birkaç kez ben katıldım- demek ki kol başkanlığı yaptığım yıllar- … Abant’ta yapılan ve iki gün süren bir çalıştayda, birçok üyesi resmî kurumlardan (bakanlıklar) oluşan ve işveren örgütleri ile bazı sendikaları yanına alan bu konseye, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak bir tutum alarak bu modeli anlattığımı hatırlarım.

Yine sevgili Arif’in bazı kongre ve toplantılarda bu modeli anlattığını, bizim TTB işyeri hekimliği kol toplantılarında sunduğumuzu, “işçi sağlığı alanı nasıl yapılanmalı?” tartışmasının olduğu her ortamda geliştirilmek ve ayrıntılandırılmak üzere bu modelin tartışılabileceğini dillendirdiğimizi hatırlıyorum. Arif’in hafızası daha iyidir, diğer detayları o hatırlayacaktır.

“Nasıl bir işçi sağlığı modeli?” tartışmaların yeniden canlandığı bu günlerde, arşivimi karıştırıp bu model için hazırladığımız dökümanların ve sunumların bir kez daha üzerinden geçme ihtiyacı hissettim. Bugünden o günlere bakınca anladım ki; gelmekte olan OSGB merkezli piyasacı ortama ve bir tür “sürücü kursları” modeliyle hazırlanan işyeri hekimliği eğitimlerine karşı daha özerk, bilimsel, bu ülkenin emekçilerinin çalışma sağlığını ve güvenliğini önemseyen bir yerden itiraz etmeye çalışmışız…Sonuçta model bugün artık büyük handikaplar taşıyan piyasacı OSGB’ ler modelini önleyememişiz…ama en azından geleceği öngörerek itiraz etmişiz…

FŞ: Orada önerdiğiniz örgütlenme şeması ve hizmet modelini günümüz için de uygun görüyor musunuz?

BA: Güzel bir soru…günümüz için bildiğim ve gayet emin olduğum bir gerçek var. Bu ülkenin işçi sağlığı alanındaki ihtiyacı şu an uygulanan ve adına “piyasacı OSGB sistemi” diyebileceğimiz sistem hiç uygun değil. Temel parametrelerde ne iş kazalarının / cinayetlerinin azalmasını sağlayabilmiş ne de meslek hastalıkları tanısı konmasında ve önlenmesinde bir ilerleme yaratabilmiştir. Başarısızdır yani…Binlerce kar odaklı OSGB yaratmıştır bu sistem. Ancak bunların hekim emeği / iş güvenliği uzmanı emeğine dayalı olan küçük yapılarının da bugün çok zorlandığı bir ortamı da beraberinde oluşturmuştur. Görece büyük olanları ise ihtiyaca yanıt verememiş, piyasa koşulları içerisinde ticari işletmeler formatıyla ilerlemektedir.

Yani, hala emekçilerimiz iş kazalarında yaşamını yitiriyor, hala meslek hastalıkları konusunda bir ilerleme mevcut değil, iş yeri hekimleri başta özlük hakları olmak üzere mutsuz ve mesleki bağımsızlıktan uzak, iş güvenliği uzmanları mutsuz ve ölümlü kaza durumlarında “suçun yıkılacağı failler” olarak tutuklanacak figürlere dönüşmüş durumda. Çalışma Bakanlığı İSİG-Katip ile bir sistem kurduğu algısı yaratmak dışında denetleme rolünden çok uzak. Sadece işverenlerin işçi sağlığı iş güvenliği hizmetlerini bir “masraf kalemi” olarak gören bölümü mutlu…

Günümüz için ne geçerli sorusuna ilk yanıtım bu olacak…Mevcut olan uygun değil…

Şimdi sorunun gerçek anlamına dönersek, bizim önerdiğimiz model günümüz için geçerli bir model olabilir mi? Bence olabilir…

Bu konuda farklı ve zengin tartışmaların farkında olarak kuruyorum bu cümleyi aslında…“piyasa modelinin iflasına” karşı iki yaklaşım var bence …birincisi “kamusal hizmet modeli” olarak daha çok halk sağlıkçı arkadaşların kamu ağırlıklı bütüncül sağlık hizmeti içerisinde işçi sağlığı alanını genel sağlık hizmetleri ile bütünleştiren yaklaşımı…diğeri bizim bu modelle tartışmaya çalıştığımız finansmanı işverenler tarafından karşılanan ancak içinde sendikaların, üniversitelerin, meslek örgütlerinin, işveren örgütlerinin yer aldığı “özerk enstitü” modeli…

Bunları tartışılabilir buluyorum…

Benim aklım ve uygulama rasyonelliği açısından önerim “özerk” modelden yana…

FŞ: Özellikle hizmet sunacak personelin niteliği, yetiştirilmesi, eğitimi ve finans modeli konusunda görüşlerinizi merak ediyorum.

BA: Öncelikle şunu söyleyebilirim…Başlangıçta da söylemiştim…bu modelin formüle edilmesinde ve yazılmasında Arif’in büyük emeği oldu. Benim katkım daha çok “yandan” oldu…

Ancak yine şunu söylemeliyim, bu model bizim ürettiğimiz çok özgün, yeni bir model değil…

Dünya örneklerini incelediğimizi ve onlardan esinlenerek ülkemize uygun en geniş çalışan kesimin sağlık / güvenlik koşullarının korunmasının ve geliştirilmesinin nasıl en maksimum düzeye ulaşabileceği ile ilgili bir arayışın tartışmaya açılması ile ilgilidir…

Bu modeli önerirken en çok esinlendiğimiz ve yararlandığımız örnek aslında İtalya’dır…

Ben çalışmış olduğum sektör nedeniyle birkaç kez İtalya / Torino otomobil fabrikalarını ziyaret etme şansı yakalamış ve oradaki işyeri hekimleri ile görüşmüştüm…Buradaki işçi sağlığı modeli ile ilgili sohbet etme olanağım olmuştu.

Bu sohbetlerden öğrendiğim ve esinlendiğim başlıklar şöyle;

  • İşyeri hekimliği tıpta bir uzmanlık alanı
  • Bir İSİG enstitüsü var
  • Bu enstitü yönetiminde sendikalar, üniversiteler, meslek örgütleri, işveren örgütleri falan hepsi var
  • İtalya’da işçi sendikaları çok güçlü olduğu için çalışan sağlığında özel bir ağırlığa sahip
  • İşyeri hekimliği uzmanlık eğitimi temel tıp eğitimi sonrasında enstitünün planlamasında üniversiteler tarafın bir kısmı akademik / bir kısmı sahada tamamlanmakta…
  • İşyeri hekimlerinin ataması işyerlerinin başvurusu ile enstitüden yapılmakta…
  • İşyeri hekimleri özlük ve mali olarak enstitü bünyesinde çalışmakta ve ücretlerini buradan almakta, mesleki bağımsızlıkları buradan gelmekte…
  • Enstitü özerk bir yapıda ve hükümetten, işveren örgütlerinden, sendikalardan, üniversitelerden “özerk” bir yapıda…

Bu izlenimlerimi arkadaşlarla paylaşarak model tartışmasında mesafe almaya çalıştık… Arif bunları teorize etti…

Röportajın ekinde nasıl bir model öneriyoruz kurgusunu paylaşacağım…ayrıntılara bu yazıyı okuyanlar oradan ulaşabilirler… Ancak sorunuza yanıt olarak ön gördüğümüz hizmet sunucu personeli şöyle ifade etmiştik…

  1. Hizmet sunacak İSİG biriminde asgari meslekler:
  • İşyeri hekimi,
  • İşyeri hemşiresi,
  • İş güvenliği Mühendisi (hizmet sunulan topluma göre kimya, makine, elektrik ya da endüstri gibi farklı alanlardan fakat konuyla ilgili ve gerekli eğitimleri almış)
  • İş güvenliği teknikeri (meslek yüksek okulu mezunu)

 

Gerekli diğer personel ihtiyaca ve olanaklara göre belirlenmelidir.

  • Sekreter
  • Teknisyenler (laborant, röntgen teknisyeni, odyolog vb.)
  • Sosyal hizmet uzmanı
  • İş psikoloğu vb (İşyeri hekimliği yönetmeliğinde var olan çalışanlar)

 

Finasman modeline ilişkin şöyle ifade ettik;

“İOSGB mekânı, ekipmanı ve sürekli giderleri işverenlerce sağlanmalıdır. Üye işverenler, İOSGB giderlerine işyerlerindeki işçi sayıları ve işyerlerinin içerdiği risk faktörleri ile doğru orantılı olarak katılırlar. Devlet mikro işyerlerine, vergi indirimi, SSK pirim indirimi, vb. teşvikler ile Çalışma Bakanlığının işyerlerine verdiği cezaların aktarıldığı fon, meslek hastalıkları sigortası fonu vb. aracılığıyla destek de sağlayabilir.”

FŞ: Bu çalışmayı yaptığınız dönemde 6331 sayılı İSG Kanunu yayınlanmamıştı, aradan geçen 10 yılda hizmet sunumunda OSGB’lerin hakimiyetinden söz edebiliriz. Kanun alana ne getirdi ne götürdü?

BA: Öncesinde söylemeye çalıştım, aslında biz TTB İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Kolu olarak 6331 sayılı yasa ile çıkacak düzenlemelerin tartışmalarında bu “piyasacı modelin” ülkemizde bu alanda yaşanan sorunları çözemeyeceğini ve “yeni bir sektör yaratma”, sağlıkta “yeni bir kar alanı yaratma” girişiminin iş kazalarında yaşamını yitiren her yıl binlerce emekçinin – ajite etmek için söylemiyorum inanın- kanları ile sonuçlanacağını ön görmüş ve söylemiştik…

Sonrasında başta Soma olmak üzere o kadar çok iş cinayeti yaşadık ki…Bunları burada paylaşarak şimdi acılarımızı depreştirmeyeyim…

Keşke yanılsaydık, keşke öngörülerimiz haklı çıkmasaydı ve 6331 sayılı yasada yapılan düzenlemeler bu ülkenin işçi sağlığı sorunlarını çözebilmiş olsaydı…Ancak olamadı…

Bence tek olumlu katkısı oldu, işyeri hekimliği hizmetleri ile iş güvenliği hizmetlerinin sınırlarının belirlenmesi ve iş güvenliği mühendislerinin alanın içerisine dahil olması… 

Şimdi üzülerek izliyoruz 6331 saylı yasa denetimsiz, kontrolsüz binlerce OSGB, bu OSBL’lerde çalışan güvencesiz hekim ve mühendis, piyasada ödeme almak için “tırmalayan” OSGB sahibi hekim / mühendis, denetimsiz bir işçi sağlığı ortamı, bir uzmanlık alanı yerine emekli olduktan sonra yapılacak bir “ek iş” , her yıl iş kazalarından dolayı yaşamını yitiren binlerce emekçi, meslek hastalığına karşı önlemlerin yetersizliği ve genel sağlık piyasasının bir parçası olarak bir “kar getiren sektör” yaratmaya çalıştı ve bunu bile beceremedi…

FŞ: Bugünden yarına kısa ve orta vadede bu alanda hangi adımların atılmasını önerirsiniz?

BA: Cumhuriyetin 100. yılında, dünyada utancımız olan iş kazaları ve iş kazası ölümlerinin engelleneceği bir işçi sağlığı ortamına ihtiyacımız olduğu çok açık… Meslek hastalıklarının tanı konma ve engellenmesi sorunlarını daha derin tartışmalıyız…Bu ülkenin 20 milyon çalışan kesimi mevcut…

Biz özerk bir enstitü modelini tartışmaya yıllar önce açmaya çalıştık…bu ve farklı modeller elbette tartışılabilir…Önerdiğimiz modeli ekte paylaşıyorum…

Sevgili Arif’in çok değerli görüşleri elbette olacaktır…

Özel bir polemik yaratmak açısından söylemiyorum ancak “mutlak kamucu” ve “özerk” modeller arasına sıkışmadan bu ülkenin en geniş emekçi kesimlerinin “iş güvenliği, can güvenliği, sağlık güvenliği” adına bir sistem ve model yaratacak önce bir tartışmaya sonrasında bunun gereği bir “pratiğe” ihtiyacımızın olduğu çok açık…

Son cümle, “bilmek, yapabilmektir”

 

*Bülent Aslanhan

İşyeri Hekimi



Yorumları görüntülemek için giriş yapmalısınız.