"Yıkıcı olan deprem değildi; devleti yönetenlerin kibri ve iş bilmezliğiydi -2
Siyasi iktidar ve onun şakşakçı yandaş medyası hep bir ağızdan “yüzyılın felaketi” söylemi üzerinden kendilerini mağdur ilan etmelerine ramak kaldı. Biz siyasi iktidarın ve tek adamın her olumsuzluğu ve başarısızlığı “kader”e bağladığını zaten Soma’dan, Ermenek’ten ve en son Amasra’dan biliyoruz. Hani bir laf vardır: “Başarının sahibi çoktur, başarısızlık piçliğe mahkumdur”. Yine gördük ki onca canın, hayatın, ailenin, kentin yok olmasına karşın bir tek sorumlu istifa etmedi.
Depremin yarattığı etkiler yetmiyormuş gibi ülkeyi yönetenlerin çözüm üreteceğiz diye düşüncesizce aldığı kararlar da üzerine tuz biber ekiyor. Depremzedelerin barınma sorunu, iktidarın oyun tahtası haline gelen eğitim üzerinden çözülmeye çalışılıyor. Üniversite öğrencileri, ifadenin tam anlamıyla, kaldıkları yurtlardan atılarak yerlerine depremzedeler yerleştirilecek. Üniversitelerin uzaktan eğitime geçmesindeki olumsuzluğu tartışmaya dahi gerek yok.
Depremin bugün dokuzuncu günü ve “mucize”lere seviniyoruz. Fakat şunu açıkça belirtmek gerek buradaki mucize bize iki şeyi anlatıyor. Birincisi mucize enkazın altında bu kış koşullarına dayanan canın kendisidir. İkincisi de devleti yönetenlerin dokuz koca gündür kendisine ulaşamamasını, diğer bir ifade ile yetersizliklerinin işaretidir.
Yazıya nasıl zor başladıysam şimdi de nasıl ve nerede bıraksam bilemiyorum. Belki Ahmet Kaya şarkısındaki sözler az da olsa bu durumumuzu izah eder: “Göğsüm daralıyor, yüreğim kanıyor, olmasaydı sonumuz böyle”.