Yazıya nereden nasıl başlasam bilemiyorum. 6 Şubat bizler için artık izleri hiçbir zaman silin(e)meyecek derin acıların tarihi. On binlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. Baştan sona yetersizliklerin, koordinasyonsuzlukların, kurumlaşamamanın açıkçası devleti yönetenlerin “devlet yok” dedirten tutum ve davranışları depremin etkilerinin daha ağır yaşanmasına ve enkaz altında kalan binlerce cana mal oldu.
Depremin ilk 24 saatindeki müdahale hayatidir ve göçük altında kalanların kurtarılması için kritiktir. Ancak depremin 36’ıncı saatinde bile neredeyse sorumlular daha acil bir müdahale planı ortaya koyamamış, mevcut imkanları harekete geçirememişti. Sivil toplum devleti yönetenlerden daha hızlı hareket etti; ancak onların da teknik ekipmanları yeterli değildi. Asker bir türlü alana inemedi. Milli Savunma Bakanı eleştirilerin ardından 3 bin 500’e yakın askerin sahada olduğunu ifade etti ki, yaklaşık 6 bin 500 çökmüş bina vardı. Çünkü asker kökenli olmayan bir “Başkomutan”ımız vardı ve emir ondan alınacaktı (!) Doyasıyla halkın her afette karşısında görmeyi istediği asker kışlasından bir türlü çıkamamıştı. Askerin sahaya çok geç çıktığını bir etken olarak not düşelim.
AFAD ve Kızılay’ın yıllardır tam anlamıyla hazırlıklı olmadığı hem personel hem de malzeme ve ekipman boyutuyla ortaya çıktı. Depremin dokuzuncu günü olmasına karşın hala yeterli sayıda çadırın depremzedelere ulaşmadığına dair haberler geliyor. Sürekli dillendirilen “deprem ülkesiyiz” ifadelerine ve bunca deprem vergisi toplanmasına karşın neden yeterli personel ve malzeme yoktu? Bu elbette deprem sonrası hesabı sorulacak bir konu olarak elimizde duracak. Onca yurt dışından gelen kurtarma ekibinin alanlara zamanında tahsis edilmesi bile başarışı bir şekilde yapılamadı.
İnternetin, sosyal medyanın kısıtlanması afetin etkisini arttırdı. Sosyal medya üzerinden hem göçük altındakiler hem de kurtarma ekipleri iletişim sağlıyordu. Hangi zekayla alındığı anlaşılamayan kısıtlama kararı, göçük altında yeterli şarjı olmayan vatandaşı ölüme terk etmenin bir aracı haline dönüştü. Siyasi iktidarın sosyal medyaya karşı tepkisi salt kendisine gelen eleştirileri engellemek de değil bana göre; iktidarın asıl korktuğu ve istemediği tek adam rejiminde karar mekanizmasının ellerinden alınması. Kamu tüm gücüne ve kurumlarına rağmen bir türlü örgütlenemiyor; ancak bunu hisseden halk sosyal medya aracılığı ile anında örgütlenebiliyordu. Bunu Gezi direnişinde deneyimleyen siyasi iktidar; asıl tehdidin kendi eksikliklerine ve kurumsallığına ikame edilecek halkın öz örgütlenmesiydi. AHBAP, BABALA TV vb. oluşum ve kişilere de tepkinin asıl sebebi budur.