Bireysel aydınlanmamda emeği olan yetkili sendikanın gelmiş geçmiş bütün yönetici ve üyelerine gecikmiş bir teşekkür ve yine gecikmiş bir özeleştirinin kamuoyu önünde yapılması tarafımca zaruri olarak değerlendirildiğinden, bu metni siz değerli dostlarla da paylaşmak istedim.
Hepimizin bildiği gibi önümüzdeki hafta ülkede yepyeni bir dönemin kapıları açılacak. Köklü bir değişimin eşiğindeyken nerden çıktı böyle bir yazı diyebilirsiniz. Ama okudukça anlayacaksınız ki bu ülkeye tez zamanda bahar gelmeyeceğini anlamamda da bu değerli sendikanın değerli yöneticileri ve onları yıllardır yetkili yapan üyelerinin emeği büyük. Brezilya seçimlerinde Lula’nın belirttiği gibi; bu seçimler cennete girme seçimleri değil, olsa olsa cehennemin kapılarını kapatma seçimleri olur.
Konuya giriş yaparken yazının bu bölümden sonraki kısımlarının istisnaları tenzih ettiğini ancak onların istisna olduğunu bilmenin de fikirlerimi pekiştirdiğini belirtmem gerekir. Ortalama yaşam beklentisinin yarısını tüketmiş ve iki kız çocuğu babası olarak; yönetimler değişse bile bu ülkede kız çocuklarına layık görülen şeyin evlerinde oturan anneler olması gerektiğini anlamam esasen çok zamanımı almadı. Bu ana kalıbın dışına çıkan kadınların türlü zorluklarla karşılaştıkları hepimizce bilinen bir gerçek. Her zaman bir yerlerde kadınlara ve çocuklara tecavüz eden sapıklar vardı. Elbette kadınların kahkahalarını “edepsizlik” olarak görenlerin genç kızlar sokak ortalarında tecavüze uğradıklarında ilk bakacakları şeyin saat ve o kadının kıyafetleri olacağını tahmin edebilirdim de; sevgilisiyle parkta el ele bile otursa “ahlak bekçileri” tarafından şiddetle “toplumun değer yargılarına geri dönmeleri” için uyarıldıkları şehirlerde, cinsiyet fark etmeksizin çocuklara tecavüz edildiğinde, bu ahlak bekçilerinin dillerinin lal olacağı beklentilerimin biraz ötesindeydi. Böyle bir olayda tam da o çocuklardan sorumlu bakanın “bir kereden bir şey olmaz” diyeceğini hayal bile edemezdim. Yahut küçük yaşta çocukların evlendirilmesi ilk değildi. Ama ülkede adaletin sağlanması görevi ile mükellef bakanın “küçüğünde rızası var” demesi bir ilkti. Benzer başka bir olayda, tarikat şeyhlerinin 6-7 yaşında evlendirdikleri çocuklar medyaya yansıyınca, iki yıldır haberleri olduğunu ve kıllarını kıpırdatmadıklarını itiraf edeceklerini de tahmin edemezdim. Küçücük çocukların babaları madenlerde öldüğünde; ilgili bakanlar tarafından örnek gösterilen o madenlerin eksikliklerinin değilde, bakanın kaç gündür gömlek değiştirmediğinin konuşulduğu, ülkeyi yönetenin “bu işin fıtratında var” dediğinde ilk alkışlayanların yine o bakanlar olacağı aklımın ucundan geçmezdi. Babaların çocuklarını düşlerinde yaşamak zorunda kaldıkları, depremde donarak ölen kızlarının ellerini saatlerce bırakamadıkları, enkazdan çıkan kıyafetlerine son bir kez daha sarılarak ağladıkları bir ülkede, ülkeyi yönetenlerin devleti seferber etmek yerine “ittifaklarında yer alan partilileri seferber edeceğine” ihtimal dahi vermezdim.