Trendyol mücadelesi: İşçinin mi, girişimcinin mi kazanımı?

Pandemi, tüketim alışkanlıklarımız içinde bir süredir ağırlık kazanan e-ticaretin kullanımını daha da arttırdı. Pandeminin ilk aylarında varlığına rastlanan "bir süre sipariş vermeseniz ne olur, kuryelerin sağlığını düşünün" biçimindeki eleştiriler zaman içinde sönümlendi ve hemen herkes kendini sipariş butonlarını tıklar vaziyette buldu.

E-ticaret firmalarının artan talep karşısında yeni organizasyon biçimleri arayışına girmeleri, kısa süre içerisinde geleneksel kargo firmaları aleyhine gelişmeler yaratmakla kalmadı yeni bir çalışma ilişkisinin (gig modeli) yaygınlaşmasını hızlandırdı. Ocak ayının ikinci haftasında Trendyol bünyesinde faaliyet gösteren bağımsız işçilerin eylemleri ülke gündemine geldi. Bu eylemin ülke standartlarına göre başarılı sonuçlanması bir dizi (sendikaların bir ölçüde kenarda kaldığı) yeni hak arayışını tetiklemişe benziyor.

Trendyol express eyleminin sonuçları mutlaka önemlidir, yüreklendiricidir. Ancak, eylemin ilk sonuçlarının yarattığı olumlu etkinin ardından ortaya çıkan iki tartışma uzun süreceğe benzemektedir. Bunlardan ilki tipik bir orta sınıf/beyaz yaka tepkiselliği biçiminde gelişen, moto-kuryelere yüklenen maliyet kalemlerini bilerek yada bilmeyerek göz ardı eden "o kadar parayı biz almıyoruz kardeşim" tavrıdır.

İkinci öne çıkan husus e-ticaret sermayesine karşı hak mücadelesine girişen kişilerin işçi sayılıp sayılmayacaklarıdır. Hizmet sözleşmesinin taraflarının ikisini de firma yada girişimci olarak kodlayan hukuksal yenilikler ve işletme bilimi ideolojisinin "kendinin patronu ol" mottosuyla parlattığı, iş güvencesi ve iş güvenliğinin hiçe sayıldığı bu ilişki biçimi insani çalışma koşullarının uzağına düşen kitleleri işçi olmaktan çıkarır mı?


Yorumları görüntülemek için giriş yapmalısınız.