Tıp Kurumu Üzerinden: Kamunun Tasfiyesinden Toplumun Yıkımına

Cumhuriyetin yeni yüzyılına kaoslar sarmalı içinde ilerliyoruz. Zaman akıyor, vakit yaklaşıyor, olaylar dizisi, takvimsel zaman olarak kurulmuyor tarih. Tarih insan zihninin kendini gerçekleştirme, tamamlama istencinin kurduğu toplumsal gerçekliğin, gerçek özgürlüğe ilerleyişi...

Toplum; bireylerin KURUMSAL bağlantıları ve birbirleriyle ilişkilerinin, yine kendi aralarındaki uzlaşma ile belirledikleri kurallara göre yürüyen birlikteliği!

Ne kadarsa o kadar, kendimizi ait ve içinde hissettiğimiz, kendimizi; kendinde ve kendisi için olarak var ettiğimiz, insanı var eden "nasıl ürettiği" diyerek, üretim ilişkilerini öznel ahlakımıza uygun kılmaya çalıştığımız derdimiz: toplum!

Toplum tanımındaki kurumsallığı akıldan çıkarmamak gerekir. Çünkü ancak aile gibi, siyaset gibi, kültür gibi, ordu gibi, hukuk gibi, eğitim gibi ve onlardan biri olarak tıp gibi kurumlar üzerinden kurulur ve var olabilir toplum. Bir düşünsenize bunlardan yıkılmayan ne kaldı bu ülkede...

Tıp toplumsal dayanışmanın önemli bir sembolü... Toplumdaki çocuk sevgisi düzeyi ne kadar yüksekse o toplumda tıp da o kadar ileri oluyor. Geleceğe inanç ve istek yaratıcı olarak yaşama sevinci, bağlılığı, insan sevgisi, eşitlik istencinin önemli bir belirleyeni tıp kurumu.

Kamusal olanın tasfiyesi olarak yaşadığımız sağlıkta dönüşümün çok daha büyük tehlikesi bu değerlerin yitimi olacaktır. Ki belki de nihai hedef de odur! Yani yıkılan sadece kamu, sosyal devlet değil; toplumun kendisi topyekun yıkılmakta!

Tekrarlananın tarihsel olamayışını unutmamak gerekir. Tarih takvime sığmayan bir ereksellik Hegel’e göre... Yine Hegele göre bir küresel dünya devleti de tarihin sonu! Yeni ideolojiler olan pragmatizm ve emperyalizm insan kültürünü, zihnini, giderek hayallerini çalarak yıkıyor insani olan ne varsa...

Korkarım fazla büyük gelecek ancak; cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı için böyle bir bağlamda kurabilmemiz gerekiyor aklımızın sorularını. Her kurtuluşun başlangıcı doğru soru. İş bölümü diye başlayan uygarlık, kıtalar arası sömürü ve yeni kölecilik olarak göçmenlik ile sürüyor. Mülteci hekimler çağında bu bağlam doğru sorular için tam da olması gereken.

Aydınlanmanın ilerlemeci, deterministik, -her ne kadar kurtulduk saysak da- pozitivist aklı tıbbın kurucu ideaları... Erken endüstriyel topluma verilmiş muhteşem tepkinin modelleriyle yetinmek ne yazık ki sanayi 5.0‘ın hilelerini, acımasızlığını, insanı ve doğayı yıkıcılığını, psikoloji ve antropoloji gibi bilimlerin insana ihanetini aşmaya yetmiyor.

Şimdi bize yeni sorular gerek.

İyi haber değil ama belki de Jean-Jacques Rousseau haklıydı ve tarihin iyiye falan gittiği yok!


Yorumları görüntülemek için giriş yapmalısınız.