Sesli Düşünceler

“2023 ve sonrasına hazır mıyız?” sorusu üzerine Dinçer Demirkent'in zihin açıcı vurgularıyla düşünmüştük. Tartışmanın artçı sarsıntılarıyla meşgulken Eriş Bilaloğlu’nun konuya ilişkin notları çıkageldi. FORUMSAĞLIK’ın rahatlık sunan tartışma ortamında, bu bağlamda sesli düşünmek istedim. 

Daha Dinçer Hocanın açış konuşmasını dinlerken aklıma takılan “biz” noktası, Sevgili Eriş’in katkısından sonra daha net bir ‘ölçek netleşme gerekliliği’ olarak zihnimde belirginleşti. “2023 ve sonrasına hazır mıyız?” sorusunun içerdiği birinci çoğul şahıs eki hangi kamusal varlık/pozisyon/duruşu tarif ediyor? Soru haline getirdiğimiz ve onun arkasına otomatik olarak takılan soru(n)larımıza çözüm arayışında, “biz”in “bir sağlıkçı grubu ve onların sağlıkçı olmayan dostları”nı mı, bir ‘mahalle forumu’nu mu, bir ‘dernek’i mi, bir ‘vakıf’ı mı, bir ‘meslek örgütü’nü mü, bir ‘siyasal parti’yi mi gerektirdiği üzerine karar verilmesi gerekiyor. Bahsi geçen soruya verilecek yanıtın aranacağı kolektif ölçeğin sorunun yetkinlikle yanıtlanabilmesinde kritik bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde mesleki gibi görünen bir meselenin siyasal yükü, siyasal gibi görünen bir konunun sosyal bagajı, teknik gibi algılanan bir problemin kültürel arka planı, bu türden sorular sorarken “biz”in neyi ima ettiği ama aslında neyi gerektirdiği üzerine düşünmeyi, dikkatli olmayı gerektiriyor. 

Değinmek istediğim ikinci nokta, "2023 ve sonrasına hazır mıyız?" sorusunun ‘hazırlık’ boyutuna ilişkin. Paragrafın sonunda diyeceğimi hemen yazayım; acaba bu soru "2023 ve sonrasına hazır olmak istiyor muyuz?" mu olmalıydı. Çünkü sosyal ve siyasal mücadeleler tarihi iyi hazırlanılmış pek çok yenilgi yanında, tesadüflerin omuz verdiği yükselişleri de bize gösterdi. Sosyal-siyasal başarının karmaşık dinamiklerini akılda tutarak acaba ‘hazır olmak istemek’ ve bunu ete kemiğe büründürmekle mi daha çok ilgilensek diye düşünürken, Dinçer Demirkent’in "hazırlık bir kapasite meselesidir" uyarısı geliyor aklıma. Acaba pek de bir işimize yaramayacak bir “hazır değiliz” cevabına yol verebilecek bir “hazır mıyız?” sorusu yerine, “hazır olmak istiyor muyuz?" sorusunu mu önümüze alsak? “Kapasite”mizi praksis içinde mi soruştursak? Bunun çaresini aramayı öncelesek?  

Tam da bunu söylediğim noktada, Eriş Bilaloğlu’nun “temkinlilik dozu yüksek bir umut arayış hali”nde “sosyal bilimler”den, ”siyaset bilimciler”den beklenti hakkının olduğuna, ancak bu kategorinin siyasal eylem ile dirsek temasını koruyarak, yürüyenlerden öğrenerek yapacağı üretimin derde deva olacağının unutulmaması gerektiğini belirtmek isterim. 


Yorumları görüntülemek için giriş yapmalısınız.