Sendikacılığa Doymuş Sendikacılarla Asgari Ücret Sorunu Çözülemez

Sendikacılığa Doymuş Sendikacılarla Asgari Ücret Sorunu Çözülemez

Milyonlarca işçiyi ilgilendiren asgari ücret tespit sürecinde Türk-İş’in Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na katılmama kararı, sendikal mücadele açısından ciddi bir zaaf yaratmıştır. Sorun masaya oturmak ya da oturmamak değil; nasıl oturulduğu, neyle desteklendiği ve hangi mücadele hattıyla tamamlandığıdır.

Türk-İş her ne kadar komisyona resmen katılmamış olsa da taleplerini Çalışma Bakanlığı’na iletmiştir. Bakan da bunu gerekçe göstererek “işçi tarafının masada olmaması önemli değil, görüşlerini aldık” diyebilmiştir. Türk-İş yöneticileri de benzer şekilde “taleplerimizi ilettik” demektedir.


Masada bundan farklı ne yapılıyordu?

Sonuçta masa yoktur ama görüş alışverişi vardır. Müzakere yoktur ama karar yine alınmaktadır. Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Türk-İş olmadan da toplanmakta; ve bu şekliyle asgari ücret yine tespit edilecektir. Bu durumda Türk-İş’in masaya oturmaması, süreci durdurmamış; aksine kolaylaştırmış olacaktır.

Oysa Türk-İş Komisyona katılıp:

  • masayı sarsacak,
  • kamuoyunu harekete geçirecek,
  • alanlarda mitinglerle, işçinin örgütlü gücüyle masayı baskı altına alacak
    bir sendikal mücadele hattı kurabilirdi.

Böyle bir tutum, “konu mankenliği” değil, gerçek sendikal varlık olurdu.

Bunun yerine, masaya oturmadan Çalışma Bakanınca sürdürülen “ev ziyareti” türü sosyal diyalog mekanizmalarıyla süreç yine işletilmiş; Bakan da rahatlıkla “sendikaların görüşleri doğrultusunda…” açıklaması yapabilmiştir. Günün sonunda asgari ücret belirlenmiş, sorumluluk dağılmış, işçi sınıfı ise siyasetin ve işverenin insafına terk edilmiştir.

Şu soruyu sormak gerekir:
Türk-İş, kendi katılmadığı bir komisyonun kararıyla beklentilerin altında bir asgari ücret belirlendiğinde, milyonlar açlığa ve çalışan yoksulluğuna mahkûm edildiğinde,
Benim içim rahat, çünkü o masada yoktum” mu diyecektir?

Bu, sendikal mücadele açısından kabul edilebilir bir tutum değildir.

Sendikal örgütlerin en temel işlevlerinden biri –her ne kadar unutulmuş ya da unutturulmuş olsa da– fiilî durum yaratmaktır. Fiilî durum:

  • masaya katılarak,
  • eylemle,
  • grev tehdidiyle,
  • iş yavaşlatma ve kitlesel mitinglerle
    yaratılır. Geriye çekilerek değil.

Sendika geleneğinde şu anlayış var mıdır?

İşveren teklifimizi kabul etmiyor, o hâlde masayı terk edelim; ücretleri ve çalışma koşullarını istediği gibi belirlesin.”

Elbette yoktur.

Sendika üyeleri asgari ücretle çalışmıyor” söylemi ise ayrı bir sorun alanıdır. Diyelim ki öyle.
O zaman sormak gerekir:
Sınıf dayanışması nerede kaldı?

Sendikalar, sendikasız ve asgari ücretli işçiler için:

  • örgütlü işyerlerinde,
  • özellikle kamuda,
  • iş yavaşlatma, iş bırakma, miting gibi araçlarla
    toplumsal baskı yaratabilirdi.

Bu, masayı terk etmekten çok daha etkili olurdu.

Hak-İş ve DİSK’e özel olarak değinilmemiş olması, onların doğru bir strateji izlediği anlamına gelmemektedir. Ancak bu yazının konusu, Türk-İş’in tarihsel rolüyle bağdaşmayan bu pasif tutumudur.

Asgari ücret gibi hayati bir konuda, sendikal mücadele mekanizmalarını kullanmadan alınan her “ilkesel” pozisyon, işçi sınıfına değil; kararı verenlere yarar.


Yorumları görüntülemek için giriş yapmalısınız.