Toplum ruh sağlığı sorunlarının ulaşmış olduğu boyut sağlık hizmetlerinin klinik hizmet paketinin ötesine geçen yeni bir anlayışla ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Ulaşılabilirlik de çok önemli bir başlık, ulaşım maliyeti, zaman vb nedenle de ŞH gidiş bir sorun ve bu nedenle merkezlerde yer alan daha kolay ulaşılabilir olan özel sağlık kuruluşları zorunlu olarak tercih edilebiliyor.
Şehir hastaneleri (ŞH) kamunun üzerinde yük olmaktan nasıl çıkartabiliriz ve sağlık örgütlenmesinde yarattığı modeli nasıl değerlendireceğiz? Ana iki soru budur.
17 Kasım 2022’de yapılan “Şehir Hastaneleri: Ne Yapmalı” forumu çok yararlı oldu benim için. Öncelikle toplantı için Dr. Eriş Bilaloğlu’na, Av. Özgür Erbaş’a, Prof. Dr. Uğur Emek’e ve tüm katılımcılara teşekkür etmek isterim.
22 Kasım´ın ʺDişhekimliği Günüʺ kabul edilmesinin nedeni, Prof. Ziya Cemal Büyükaksoy tarafından Tıp Fakültesi Muallimler Meclisi´nin zabıt defterinde bulunan Dişçi Mektebi bütçesinin 22 Kasım 1908´de Maarif Nezareti´ne gönderilmesidir.
Ülkemizde yaşanan ekonomik sosyal krizin beslenme yetersizliği sorununa ve beslenme ile ilişkili sağlık sorunlarında ciddi artış görülmesine yol açma riski bulunuyor.
İSG modelinin içinde tek bir yapı mı yoksa çoklu hizmet sunum yapıları mı olmalı? 50’den az çalışanı olan işyerleri için farklı modeller önerildi. İşverenlerin ya da devletin kurduğu, coğrafi olarak işçilerin erişebileceği konumlarda kurulacak merkezlerden söz edildi.
“Forum Sağlık 2023” Moderasyonu 29 Eylül 2022 tarihinde, alanın ilgililerinden oluşan geniş bir grupla “işçi sağlığı için nasıl bir sağlık hizmet sunumu modeline” ihtiyacımız olduğunu dijital bir toplantıda tartıştı.
ForumSağlık23, “Cumhuriyet’in yeni yüzyılında nasıl bir sağlık sistemi” sorusuyla başladı. Sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nin 100.yılında bir çağrıda bulundu: “daha iyi bir Cumhuriyet, daha iyi bir sağlık sistemi hep birlikte düşünelim” diye.
Türkiye´de sağlık sisteminin çöktüğüne ilişkin Osman´ın yazdıklarından çok daha fazla belirti var. Muayene bekleme listeleri, aile hekimliği çıkmazı, hekim beyin göçü, şehir hastaneleri rezaleti, sağlıkçılara şiddet vb.
Kuduz gibi zoonotik bir hastalığın 21.yüzyılda görülüyor olması tek sağlık yaklaşımını içerecek şekilde koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gereğine işaret ediyor.
Bundan yirmi yıl önce, 3 Kasım 2002’de iktidara gelen AKP’nin sosyal politika alanında öne çıkan alanlardan biri sağlık oldu. Bugün itibarıyla yirmi yıl öncekinden çok farklı bir sağlık sistemiyle karşı karşıyayız.
“İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Denetim Sorunu-Piyasaya Teslim Edilmiş Bir Denetim (?)” başlıklı yaklaşık altı ay önce yazdığım payda; iş güvenliği denetiminin piyasaya bırakıldığını belirtmiştim.
Toplum sağlığı önünde çok önemli bir engel olan yoksulluk, sağlıklı beslenmeyi de imkânsız hale getiriyor.
Çünkü yoksul insanlar tek tip, dengesiz ve enerji yoğunluğu yüksek gıdalarla beslenmek durumunda kalıyor.
TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı´nın kimyasal silah kullanımı iddialarıyla ilgili adli tıp uzmanı kimliği ile yaptığını söylediği açıklamalar, meslek örgütlerinin kurumsal bağımsızlığını ortadan kaldırmaya yönelik tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
1984 yılında İngiltere´de gerçekleşen kömür madencileri grevinin seyri dünyada yeni bir dönemin başlangıcına işaret etmekteydi. Bu grev bazı özellikleri açısından madencilik tarihi açısından önem taşımaktaydı.
Ankara’da Etlik Şehir Hastanesi’nin açılması nedeniyle kapatılacak hastaneleri kurtarmak, kapatılmamasını sağlamak için uzun süredir yürütülen mücadele var.
Yılın hikayesine dönüşen, Meclis’ten geçen geri çekilen, dile düşürülen hekim maaşları için 16 Haziran 2022 tarihinde 14 maddelik bir kanun çıktı. Kimsenin anlamadığı şifre gibi kanun gibi Sağlık Bakanı da yönetmeliği işaret ediyor: Bir gün bir yönetmelik okudum hayatım değişti diyeceksiniz! “Hekimliğin anlamını değiştirecek yönetmelik” cümlesini kuruyordu.
“Günümüzde kaçımız bize para, itibar ve statü getirmesi söz konusu değilse, avukat ya da hekim olmayı -yıllarını hukuk ya da tıp öğrenimine vermeyi- isterki? “
Türkiye´de yaşanan ilaç krizinin nedeninin uygulanan neoliberal politikalar olduğunu belirtmek gerekir. Kamu kurumlarının ilaç gibi stratejik sektörlerde üretim yapmasını yanlış ve gereksiz bulan neoliberal görüşe bağlı kalınması durumunda ülkemizde ilaç krizine kalıcı çözüm bulunması olanaklı görünmüyor.
Ülkemizde uzunca bir süredir ʺilaç yokluğuʺ konuşuluyor, birçok mecrada değişik veçhelerden ele alındı. Şu günlerde bu konuyu dile getirirken halk sağlığının çıkarıyla kaderini ortaklaştırması gereken eczacılar, meseleyi kamuoyuna aktarırken kavram setini doğru yerden kurmakla da mükellef.
Yaşanan sorunların ne kadar merkezinde olursak bazen o kadar yabancılaşabiliyoruz bu sorunlara yani kanıksayabiliyoruz. Gözümüze bir perde iniyor ve bu sorunlarla başa çıkma yolunu kendi içimizde buluyoruz bir çözüme ulaşmamış dahi olsa.
Eczacılar yıllardır yaşadıkları sorunları anlatıyorlar. Bırakın çözüm bulmayı işlerin kötüye gitmesiyle canları daha çok yanıyor. Mevcut iktidarın ortaya koyduğu piyasacı sağlık politikaları ilaçta da etkisini gösterdi.