TÜİK verilerine göre 2020 yılında yaklaşık 250 milyar TL sağlık harcaması yapıldı. Genel devlet sağlık harcaması olarak nitelendirilen kamu harcamalarının payı %79,2. Toplam harcamanın %51’i Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), %27,6’sı merkezi devlet, %0,7'si mahalli idareler kaynaklarından karşılandı. Özel harcamalar arasında yer alan hanehalkları %16,0, sigorta şirketleri %2,6, diğer kuruluş ve işletmeler %2,1’lik paya sahip oldu.
TÜİK verilerine göre 1999 yılında %61 olan kamu kaynağı payı, genel sağlık sigortası ile 2008 yılında %81’e kadar çıktı ve 2002-2019 döneminde %77-81 aralığında dalgalandı. Peki Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) ile sağlığı özelleştirip ticarileştiren AKP dönemi hükümetleri neden finansman ayağının kamusal niteliğini yüksek tutma ihtiyacı hissetti? Bu sorunun yanıtı, sağlığı bir sermaye birikim alanı olarak yeniden düzenleyen siyasi iktidarın, sistemi, sermaye birikimine olanak tanıyacak tedavi edici hekimlik hizmetlerine dayalı bir yapıya büründürmesinde aranabilir.
Türkiye, OECD 2018 verilerine göre toplam sağlık harcamaları içerisinde % 52’lik pay ile (OECD ortalaması % 39) en yüksek hastane harcaması (yatan hasta) yapan ülke durumundadır. 2002 yılında bu oran yalnızca % 32’dir. Sermaye birikiminin özel sektör eliyle gerçekleştirilmesi neoliberal dönemin en önemli karakteristiğidir. Bu dönemde özel hastane sayısı önemli oranda artmıştır. 2002 yılında hastanelerin %23’ü, hasta yataklarının ise sadece %7,5’i özel sektörde iken 2019 yılında özel sektörün hastaneler içindeki payı %37’ye, hasta yatakları içerisindeki payı ise üç kat artışla %21,5’e ulaşmıştır.
Böyle bir yapının piyasa kuralları gereği ancak garantilenmiş bir talep ile ayakta kalması mümkündür. Bu talep yaklaşık kırk yıldır, özellikle de son yirmi yıldır önemli oranda teşvik edilmesine rağmen, özel sağlık sigortası yoluyla yaratılamamıştır. 2019 yılında tamamlayıcı sigorta dahil olmak üzere nüfusun yalnızca %5’i özel sağlık sigortası kapsamındadır. Bu durumda iş başa düşmüştür. Genel sağlık sigortası yoluyla sınırları belirlenmiş bir hizmet paketi için (SUT kapsamı ile belirlenen), belli katkılarla birlikte, hem nüfusun tümü (sadece yasal olarak, fiili olarak değil) sağlık güvencesi altına alınacak, hem de tedavi edici hekimliğin arz garantisi talep garantisi ile buluşmuş/bütünleşmiş olacaktır. Sevk sistemi gibi talebi engelleyecek düzenlemeler ayak bağı olarak görülüp ortadan kaldırılacak, kişi başına yıllık hekime başvuru sayısındaki uçuk rakamlar ("kışkırtılmış talep") sistemin amacına ulaştığını yansıtacaktır.
Elbette artan özel hastaneler gerekli desteği görecektir. SGK verileri özel sektörden hizmet kullanımının her geçen yıl arttığını göstermektedir. Ayrıca müracaat başına maliyet bakımından SGK'dan özel sektöre kamuya oranla iki kat daha fazla kaynak aktarılacaktır. Özel hastanelerin yurttaşlardan aldıkları ek ödemeler ise ayrı bir paylaşımın konusu olmayı hak edecek boyutlarda ve önemdedir.