Hepimiz her ay en az bir kez hekime gidiyoruz. Yılda 12.2’ye çıkan hekime başvuruyu eşit olarak paylaştığımız varsayımında çıkan sonuç bu. Hani ulusal geliri, nüfusa böldüğümüzde çıkan kişi başı gayrisafi milli hasıla gibi.
2024 yılı için 43 trilyon 410 milyar 514 milyon TL olan ulusal gelir, kişi başına böldüğümüzde, 2024 yılı cari fiyatlarla 507 bin 615 TL, ABD doları cinsinden 15 bin 463 olarak açıklandı. Büyük çoğunluğumuz 2024 yılında ayda 1288 dolar kazanmadık ama sağlık harcamalarını “kullanan öder” dayatmasıyla, kafa başı salınan “sağlık vergisiyle” eşit ödememiz yani dezavantajlı gruplara sağlıksızlık ve sağlık harcamalarında yoksuldan zengine gelir transferi dayatılıyor.
Sosyal Adalet vicdansızca yok edilip, sosyal haklar tarihe karışınca kurulan sağlık piyasası can pazarına dönüştü.
Gelişmiş ülkelerde toplam ulusal gelirin %10’undan fazlası sağlığa harcanırken biz 43 trilyon ulusal gelirin sadece %4.2’sini sağlığa harcadık.
Peki bu para nerden geldi nereye gitti? Başlıkta söylediğimiz gibi bu para bizim cebimizden geldi, Sağlıkta Dönüşüm Programının bu ticarileştirme aşamasında tıp tüccarı kârına, vergiye ve ilaca gitti. Kalan az bir miktarı ile de 1 milyon 400 bin sağlık çalışanı şiddet zoru altında çok ağır koşullarda çalışarak geçinmek zorunda bırakıldı.
Bu yazı sağlık harcamalarının hastaların sağlığına giden kısmı ile külfeti çeken sağlıkçılara gitme oranının hak ettiklerinin çok altında olduğunu sayılarla kanıtlama iddiasındadır. Sağlık sorunlarının çözülemiyor olmasının en önemli nedeni bu kısıtlı kaynağın; kurulan sağlık ticaretine, devlete ve küresel sağlık endüstrisi rantına aktarılıyor oluşudur.
Sistemli şekilde hasımlaştırılarak birbirine düşman edilen sağlık hakkı sahibi yurttaşlarla sağlık çalışanları; sağlık ticarete konu edilirken kurulan sağlık piyasasının iki kaybedeni durumundalar.
Evet, sağlık harcamaları 23 değil 45 yıldır kurulmaya çalışılan sağlık piyasasının geldiği aşamada oldukça yüksek cirolara ulaşan bir avuç tıp tüccarının kârına gitti (aslında aynı şey ama şöyle söyleyenlerde var; akılcı yatırımlar yaptılar ve yüksek katma değer elde ediyorlar). Resmen göz yumulan kayıtsız elden ödemelerle dönen ticari hastanelerin rantını hesaplayabilme şansımız yok. Kanser hastalarından milyon liraya varan ameliyat ücretleri istendiğini biliyoruz. Onların rant düzeni için kamu hastaneleri sadece poliklinik yapılan yerlere indirgendi. Dayakla, canla, milyonlarca liralık malpraktis davalarıyla korkutulan, performans sistemi ile günde yüzlerce hasta görüyormuş gibi yapması dayatılan kamu hekimleri fiilen özele geç baskısı altında çalışmak durumundalar. Kurulan sistemle bir çok tedavi kamuda yapılmaz/yapılamaz hale geldi. Tüm bunlar bir avuç hastane sahibinin rantı için. Sonra da çokça vergi affı uygulanıyor onlara.
Ranttan sonra ikinci sırada hazineye gitti. Tüm sağlık harcamalarında alınan %10 KDV ve daha onlarca kalemde prim, katılım payı, gelir vergisi, kar vergisi, hazine payı, ilave ücret vergisi, damga vergisi, ortez protez katılım payı, ilaç ve muayene katılım payı, harç, (ve yakında) açık artırma lisans satış bedeli ve daha bir çok zorunlu kamu ödemesi ile hazineden sağlığa harcanandan çok daha fazlası hazineye geri gitti. Yani dönüşüm programı amacına ulaştı, sağlık harcamaları kullanan öder modeli dayatılarak yaşlı, yoksul, dezavantajlı demeden hastalara ve kafa başı vergiye dönen zorunlu sağlık primleri ile yurttaşlara yüklendi.
Sağlıkta kamunun bile rantiye kesilmesini aşağıda veriler ışığında tartışacağız.
Sağlık harcamaları üçüncü büyük harcama kalem olarak da ilaca gitti. Onun oranını hemen burada vermek gerekirse GSMH’dan sağlığa giden %4.2’nin %25’i yani toplam gelirimizin %1’ini ilaca verdik. (birçok Avrupa ülkesinde ilaca giden pay toplam sağlık harcamasının %10’unun altında). O kadar yüksek ki bu oran, o paradan geçen yıl 6 milyar dolar ilaç dış alımına ödedik. Peki, bunca ilaç tüketimi ile şifamızı bulabildik mi? Hayır. Tedavi başarı oranlarımız çok kötü durumda, kurulan piyasa öngörülebileceği gibi sağlık üretmiyor, tıp tüccarlarına rant üretiyor.
Tüm birinci basamağa ilaç yazma fabrikası olma hali dayatılmasının, sağlık diye 3 dakikalık hekim ziyaretlerinden çokça ilaç ve tahlil alıp ayrılabilmeyi saymak zorunda bırakılmamızın kaçınılmaz sonucu bu kadar çok ilaç tüketiyor oluşumuz. Ne kadar tüketiyoruz derseniz. 1 milyar muayenenin tek çıktısı olarak 2.6 milyar kutu ilaç tüketiyoruz. Sağlık bütçemizin dörtte birini ödemek zorunda kalıyoruz.
Gelin TÜİK sağlık istatistikleri tablosundan toplam sağlık harcamasında parayı ödeyen kim? Hastalık halinden kar devşirenler kim yakından bakalım.
2022 yılında 606 milyar olan toplam sağlık harcaması 2023 yılında ikiye katlanarak 1 trilyon 244 milyara çıkmış. TÜİK tablosu bu giderin dörtte üçünü, %77.5’luk kısmının genel devlet harcaması olduğunu iddia ediyor. Acaba öyle mi? Tabloya dikkatli bakarsak bu %77.5 payın %42.1 gibi çok yüksek bir kısmının SGK yani Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılandığını görüyoruz. Peki, SGK bu parayı nereden buluyor. Çalışanlardan kesilen zorunlu Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerinden topluyor. Yani SGK sağlık harcamaları bir kamu gideri değil; parafiskal gelir. Yani bir hizmete özgülenmiş zorunlu kamu ödemesi. Bu primi tüm çalışanlar %12.5 gibi dünya rekoru olacak kadar yüksek kesintilerle ödüyor. hatta çalışamayan mezunlardan (25 üstü) ve okumayan (18 yaş üstü) brüt asgari ücretin %3 oranında (bu yazı hazırlanırken bu oran %100 arttırılarak %6’ya çıktı) şimdilik ayda 1560 TL, yılbaşı asgari ücret artışı ile bir ay sonra 2 000 TL GSS primi borçlusu kılınıyor. Bu o kadar adaletsiz bir kamu alacağı ki; çalışmayanlar bu primi ödemediği zaman 60 gün sonra sağlık hizmetinden dışlanırken sicillerinde bu borç baki bırakılıyor. Her ay faiz işletiliyor. Dışlandığı hizmetin borçlusu kılınan gençler hasbelkader bir iş bulabilirlerse, bu borcun otomatik haczi için yasa çıkardı bu ülkenin milli büyük millet meclisi! 10 milyon kişinin 100 milyar GSS primi borçu var bu ülkede. Özel sağlık sigortası bedellerinin %15 oranında vergiden indirilmesi de, meclis üyeleri ile anayasa mahkemesi üyelerinin her türlü GSS prim ve katılım payından muaf olması da bu ülkenin meclisinden çıkmış yasa hükmü!
GSS’de de yükün ağırı tabii ki işçilerin omzunda, %60’dan fazlasını işçi, %20’ye yakını memur tarafından ödenen GSS primlerinin 8 milyon yoksul yurttaş için olan kısmını da kamu ödüyor, ki bu toplam primin %11’i ve GSS primlerinin %2’sini de kendisi ödeyenler oluşturuyor.
SGK’nın açıkladığı sağlık harcaması 2024 yılı için 980 milyar. Ayrıca GSS havuzu 2013 yılından beri yaklaşık %20 oranında fazla veriyor. Sonra da bu bizden kestikleri parayı onlar bize sağlık hizmeti sunmak için harcamış gibi muhasebeleştiriyorlar. Ticari hastanelerinin kişi başı hesapla kamunun tam üç katı olan faturalarını ödüyor.
SGK, GSS primlerimiz ile eczane, ticari ve kamu hastanelerinde yaptığımız sağlık harcamalarını geri ödüyor.
SGK ödemesini çıktığımız zaman devlete kalan sağlık harcaması sadece 432 milyar ve oran olarak %34.8. Bu oran yıllar içinde %29 ile 35 arasında değişiyor.
Bu 432 milyarın önemli bir kısmı 880 bin kamu sağlık emekçisinin ücretlerine ve kalan yaklaşık 1/4’ü de sermaye ödemesi ve mal-hizmet alımı adı altında ağırlıklı olarak Şirket (Şehir) hastanelerine gidiyor.
TÜİK kamu harcamasında yaptığı hileyi özel sektör harcamaları kaleminde de yapıyor. Hanehalkının cepten yaptığı sağlık harcamasını Avrupa ortalaması düzeyine yakın, %17.8 olarak gösteriyor. Sanki özel sağlık sigortaları ödemeyi bizden topladığı primlerden değil de cebinden yapıyormuş gibi. Oysa ticari hastanelere mecbur bırakılan, sağlık hizmeti günden güne eksik bırakıldığı için 6 milyon kişi, “tamamlayıcı” -utanç verici ama tam adı bu- sağlık sigortası yaptırmak ihtiyacı hissediyor. Kaymak tabakamız olan 2 milyon kişinin de özel sağlık sigortası poliçesi var. Bu 8 milyon kişinin ödediği toplam primin 2025 yılı sonunda 200 milyar liraya ulaşacağıyla övünüyor sigorta sektörü. Sağlık zorunlu trafik sigortası sonrası en büyük sigorta türü olmuş durumda. Finansal çeşitlendirme diyorlar buna. Özel sigorta şirketleri gibi, zorunlu kamu sigortası toplayan SGK’da kanunen açıkça yasak olmasına rağmen bu primlerimizden elde edilen geliri %20’yi aşan oranda fazla veriyor. Yine de halkın bazı ilaç paraları bile ödenmezken bu fazladan ödediğimiz primler diğer kalemlere kaydırılıyor.
Halkın cebinden çıktığını kabül ettikleri %17.8 oranına; özel sigortanın ödediği %2.5, diğer dedikleri %2.2’yi ve SGK harcaması olan %42.1 eklersek aslında toplamda sağlık harcamalarının %65.2 gibi çok yüksek bir kısmı artık doğrudan halkın dar bütçesine yüklenmiş durumda.
Şimdi, gelin toplam %34.8 olan 432 milyar sağlık harcaması yapan devletin sağlıktan gelir vergisi, kar vergisi, harç, katılım payı vs vs diye elde ettiği gelirlere bakalım.
Öncelikle kaydetmek gerekir ki toplam üzerinde 1 trilyon 244 milyar %10 KDV kesiyor devlet. 124 milyar.
SGK tarafından kamu hastanelerine yapılan hizmet bedeli ödemelerinde %15 hazine payı kesiyor. SGK tarafından bu ödemenin 2024 yılında 539 milyar lira %15 hazine payı ile kamuya aktarılan 80 milyar lira.
Üçüncü büyük hazineye geri dönüş kalemi sağlık emekçilerinden kesilen artan oranlı %27-35 oranındaki gelir vergileri. Yüz milyarlarca liraya ulaşan fahiş bir vergilendirme bu. Ticari hastanelerin hangisinden vergi aldığını, ne kadar aldığını bilmiyoruz onlar ticari sır! Bizim sağlığımız onlar için yeni rant kapısı artık.
Yasal oranı %200 olan ilave ücret ile ticari hastane rantlarını da bizler ödüyoruz. Ödeyebilenlerimiz tabi. Ödeyemeyenler tıkanma noktasına getirilmiş, reçete yazma polikliniklerine çevrilmiş devlet hastanelerinden ameliyat günü alabilmeye çalışıyor.
SGK 2024 yılı için 380 milyar ilaç parası ödedim diyor. Bunun %20’si kadar ilaç katılım payı alıyor. O ilacın yazıldığı reçete için 20 lira muayene katılım payı alıyor. 1 milyar muayene yapılıyor bu ülkede. 500 milyon reçete yazılıyor ve 3 ilaca kadar reçete başı 3 lira alıyor devlet! Yeter mi? Yetmez 4 ve sonrası her ilaç için ilave 1 lira. 1 liradan ne olur denebilir. 2024 yılında 2.6 milyar kutu ilaç satıldı bu ülkede.
Hekim uzmanlık belgesinden muayenehaneye kadar fahiş harçlar var daha.
Yetmezmiş gibi sağlık kurumlarının lisanslarını açık artırma ile satmak için yönetmelik yayınladılar yakınlarda. İhale ile sağlık ticareti hakkı veren belgeyi alan işletme halkın sağlığı için mi verecek bu paraları cebinden yoksa halkın cebindeki paraları almak için mi?
432 milyar harcayan devlet, sağlıktan fazlasıyla bu parayı geri alacak bir kara düzen kurmuş durumda. 500’ü geçen ticari hastane sahiplerine aktarılan kar ve ilaç tekellerine (dünyanın 2.5 katı fazla) aktarılan milyarlar; sağlıkta dönüşümün kimler için yapıldığını ortaya koymakta.
Bize düşen sosyal adalet için, halkın sağlık hakkı için mücadele bayrağını yükseltmek.
