Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlık hizmetlerindeki metalaşmayı hızlandırmış, sağlık alanını koruyucu hekimlikten, tedavi edici hekimliğe, ilaçtan, sağlık mesleklerinin çalışma koşullarına kadar pek çok konuda rekabete konu etmiştir.
Ancak artık daha ileri bir boyuta geçiyoruz. Aslında bunun adımları yıllardır atılıyor ama artık bu adımlar daha pervasızca, “hesapverebilirlik” filan düşünülmeden, biz yaptık oldu mantığı ile atılıyor.
“Sağlık” ve “sağlık hakkı” artık bizzat piyasa konusu haline gelmiş durumda. Örneğin dünyanın bir ucundan asbest yüklü bir gemi sökülmek için Türkiye’ye getiriliyor. Konuya yabancı olanlar belki ev yapım, onarım programlarında örneğin ev sökülürken asbeste rastlanmışsa nasıl özel bir ekibin çağrıldığını, özel önlemlerle söküm işinin yapıldığını ve bu işin uzun sürdüğünü hatırlayacaktır. Geminin söküleceği bölgedeki halkın ve bu söküm işini yapacak işçilerin sağlığını yetkili makamlardan konuşan yok. Örneğin böyle bir konuda Çalışma ve Sağlık Bakanlarının tepki vermesi gerekirken yorum yapılmıyor. Oysa asbest hem halk sağlığı hem de işçi sağlığı açısından son derece tehlikeli ve ölümcül hastalıklara neden olan bir madde.
Sağlığımızın çok da önemli olmadığını zaten dünyanın çöpünü ithal eden ülke olduğumuzda da anlamıştık. Geri dönüşüm ve gelir bahanesi ile dünyanın çöpü alınırken halkın sağlığı pek konu olmamıştı.
Son OECD verileri açıklandığında en ucuza ve en uzun sürelerle çalışanların da ülkemiz çalışanları olduğunu öğrendik. Gerçi uzun süredir durum bu. Rekabet için bununla övünen yetkililer bunun emekçilerin sağlığına etkisi ile pek de ilgilenmiyor.
Diğer yandan siyanür ile altın arayan maden sahasında siyanür çevreye dağıldığında da sağlığımız pek önemsenmiyor, ormanlarımız rant için inşaata açıldığında da derelere HES’ler yapıldığında da. Oysa iklim değişikliğine bağlı felaketler hem dünyanın hem ülkemizin başını daha çok ağrıtıyor, canlar gidiyor ama betonlamaya devam ediyoruz. Sahi dere yataklarına inşaat iznini kimler veriyor, insanların yitip gitmesinden kimler sorumlu? Belki de “betonlama aşkı hastalığı” diye bir hastalığa yakalanmışızdır.
O kadar çok olay var ki sağlığımızın bizzat kendisinin piyasa konusu yapıldığını gösteren. Sağlık hakkı, yaşam hakkı ile çok sıkı ilişkisi olan bir hak. Ve bizler birer birer, onar onar veya Soma’da olduğu gibi yüzer yüzer bu haklarımız gözetilmediği için ölüyoruz. Buna bir dur demenin vakti gelmedi mi?