İkinci tur yeni bir seçim; bir referandumdu.
Bizi yönetmesini istediğimiz kişiyi seçmek için sandığa gittik.
Gerçek demokrasinin işletilmesini sağlamak, elbette yurttaş olarak sorumluluğumuz ve seçimlere katılımın yüksek olması sevindirici. Peki ya demokratik bir seçim süreci için gerekli temel ilkeler?
Seçim tarihinin açıklanmasından itibaren kampanyalarin nasıl eşitsiz koşullar altında yapıldığını, kamu kaynaklarının ve medyanın nasıl hukuksuz bir şekilde kullanıldığını defalarca dile getirdik. Bu konuyu uluslararası kuruluşlar da hazırladiklari raporlarda belirttiler, uluslararası basında da yer aldı.
Özellikle iktidar partisinin kutuplaştırıcı ve sert söylemleri, kamu kaynakların seçim propagandası için kullanılması, muhalefet partisinin karşılaştığı baskılar seçim yarışına gölge düşürdü.
Seçim öncesi çıkarılan dezenformasyon yasası, internet sitelerine erişimin sık sık engellenmesi, gazetecilerin tutuklaması, medya özgürlüğünün ciddi şekilde kısıtlanmış olması, adil seçim kampanyası koşullarının önünde engel.
Devlet televizyonu açıkça iktidar partilerini ve adaylarını öne çıkardı, böylelikle tarafsız kalma yükümlülüğünü yerine getirmedi.
Ulusal kanallarda da iktidar partilerine ve adaylara dramatik şekilde fazla yer verildi.
Secim günü yine sandıkların, pusulaların, zarfların mühürlenmesi, seçmen kimliğinin doğrulanması gibi hususlarda hatalara ve usulsüzlüklere tanık olduk.
Sandık alanlarında oyların gizliliği tam olarak sağlanamadığı, ailelerin veya grupların birlikte oy kullanması, kadınların yerine oy kullanılması gibi aklın kabul etmeyeceği durumlarla karşılaştık.
Çunkü seçimin güvenliğini emanet ettiğimiz kurum da, aslında seçim hilelerini iktidarın istediği şekilde uygulayan bir kurum haline geldi.
ADALET ve EŞİTLİKTEN çok uzak bir seçimi daha geride bırakırken biliyoruz ki,
her alanda eşitsizliği besleyen mekanizmalara el atılmadığı sürece sağlıklı ve stabil bir demokratik sistem kurmak mümkün değil.
Ancak kamucu ve sosyal demokrat unsurların varlığını besleyerek neoliberal bir restorasyonun ötesine geçebiliriz.
Neredeyse her gün işlenen kadın cinayetlerinin müsebbibi bir cinsiyetçi iktidara;
biz kadınların,
geleceksizliğe ve işsizliğe mahkum edilen gençlerin,
tutsak edilen gazetecilerin, siyasetçilerin,
sermayeye peşkeş çekilen doğayı savunan ekolojistlerin,
yüzbinlerce işçinin, emekçinin,
LGBTİ yurttaşların sert bir yanıt verebilmesi için tarihi bir fırsattı bugün.
Yapamadık.
Ama unutmayalım;
tüm zamanların en güçlü toplumsal muhalefeti olan, her türlü ayrımcılığın ve şiddetin karşısında mücadele ruhuyla birleşen kadınlar, asıl büyük ittifaktır.
Kadınlar laik ve demokratik bir ülkede, eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam istiyor.
Atama ya da seçimle gelinen tüm mekanizmalarda eşit temsil talep ediyor.
Eşit temsil bir lütuf değil!
Kadınların eşitlikçi yasaların uygulanması için yıllardır sergilediği kararlı direnişin hakkı.
Evet, öyle haklıyız ki,
seçim sonucu ne olursa olsun, biz kazanacağız.
Asla yenilmeyiz,
çünkü biz mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmeyiz.