Yaygın bir biçimde ortaya çıkan ve ağır hasar, yaralanma, can ve mal kaybına yol açan, toplumun kendi olanaklarıyla baş edemeyeceği büyüklükte bir yıkıma neden olan, ulusal ve uluslararası yardımı gerektiren olay ya da duruma olağandışı durum diyoruz. Kahramanmaraş merkezli on ilimizi kapsayan geniş bir coğrafyada, 11 milyon insanımızın doğrudan etkilendiği yaşadığımız depremler, bu tanımın tüm bileşenlerine karşılık gelen bir olağandışı durum.
AFAD'ın yaptığı son açıklamaya göre, depremden etkilenen 10 ilde can kaybı 31 bin 643'e yükseldi. 80 bin 278 kişi enkazdan yaralı olarak kurtarıldı. 158 bin 165 depremzede diğer illere tahliye edildi.
Peki bu sonuçlar kaçınılmaz mıdır? Yoksa olağandışı durumlara hazırlıklı olmak olanaklı mıdır?
Hazırlıklı olmak sağlığı etkileyen toplumsal belirleyenlerin nitelikli, güvenli, eşitlikçi bir biçimde sağlanmasını gerektirir. İnsanların konutlarının güvenli, sağlam, yaşanabilir olması demektir hazırlıklı olmak. Adı üzerinde “barınak” sözcüğü herkesin insanca yaşayabileceği bir sığınağı anlatır aslında. Başımıza kötü bir olay geldiğinde “evim başıma yıkıldı” denir ya Anadolu’da. İşte tam da bu olmuştur son depremde.
Evlerin insanların üzerine, ağılların hayvanların üzerine, hastanelerin hastaların üzerine yıkılmaması demektir hazırlıklı olmak.
Yıkımların olduğu koşullarda arama kurtarma çalışmalarının yaygın bir biçimde yapılabilmesi, en kritik saatlerin kaybedilmemesi yaşam kurtarıcı olmakta. Hazırlıklı olmak bu çalışmaların yapılabilmesi için bu alanda eğitim almış insanların katılımına olanak sağlayan bir yaklaşımın ve tüm yerelliklerde olası bir deprem olduğunda gerekli olabilecek iş makinası, donanım, malzemenin erişilebilir olmasıdır. Hazırlıklı olmak ülkedeki askeri-sivil tüm bileşenleri bu amaçla yardımlaşmaya, dayanışmaya katacak bir düşünsel hazırlık ve planlama yapmak demektir.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılına çok acı bir deneyimle girdik. Depremin kaçınılmaz, kayıpların önlenebilir olduğunu biliyoruz. Kritik bir dönemeçte yıllardır mücadelesini verdiğimiz sosyal devletin, kamusal sorumluluğun, toplumsal dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha iliklerimizde kemiklerimizde hissettik. Dürüst, açık, şeffaf, hesap sorulabilir, hakları gözeten bir yaklaşımla olağandışı durumlara hazırlanmak mümkün.