NE PERFORMANS NE TEŞVİK… YAŞASIN EMEĞİN GERÇEK HAKKI…

“Günümüzde kaçımız bize para, itibar ve statü getirmesi söz konusu değilse, avukat ya da hekim olmayı -yıllarını hukuk ya da tıp öğrenimine vermeyi- isterki? “

 

Salinger’in “Çavdar Tarlasında Çocuklar” adlı kült romanın karakteri Holden Caulfield’in sorusudur bu.

 

Hipokrat’tan beri tıp ilminde verilen hizmetin ücret olarak karşılığı var. Ancak hekimlik zengin olmak ya da para kazanmak amacı ile yapılmasa da, yaparken para kazanması zorunluluktur. Çok uzun ve zorlu bir eğitimin ardından, yapılan işin tüm yaşamı kapsama özelliği ve bunun sonucunda ödenen bedeller, hekimin çoğunlukla ihmal ettiği ailesi için sorumluluklarını artırıyor. Sağlıklı olmanın temel insan hakkı olması, para kazanmak için değil de yaparken para kazanılması nüansının toplumun ekseriyeti tarafından ayırdına varılamaması, sağlık profosyenellerini akçeli işler konusunda çekingen kılıyor. Hatta bu konuda konuşmak erdem eksikliği görülüyor. Hal böyle olunca sorumlulukları ile sosyal baskı cenderesinde kalan sağlıkçılar bu meselede haklarını yeterince savunamıyorlar. Bu durum daha çok otoriter yönetim zihniyetinin işine yarıyor ne yazık ki. Sağlık sisteminde yapılan her reform sağlık emekçilerinin emeğini ucuzlatma, sermaye ve kartelleri cesaretlendirmeye sebep oldu.

 

Son 20 yılda AKP yönetimince sağlıkta uygulanan her reformun mağduru önce hekimler sonra da sağlık hizmetini pahalıya alan halk oldu. Hekimi 5 dakika için görmeyi sağlık hizmeti sanma yanlışlığı içinde reform kelimesi ile süslenmiş uygulamalara destek verse de, artık bu konudaki mağduriyet iyice su yüzüne çıktı.

 

Son olarak yıllarca savunulup uygulanan “performans” sisteminin komaya girdiğini itiraf eden sağlık bakanı, yine reformu hekim ücretleri üzerinden “teşvik” olarak tanımladı. Emek ücreti geniş anlamda iki parçadan oluşabilir; ilki emekliliğe yansıyan yapılan işin gereği olan temel emek ücreti, diğeri de o işi yaparken elde edilen pirim. Performans ya da teşvik ücretlendirmenin pirim kısmına ait kavramlar olup işi yapanın değil, sermayenin ya da otoritenin kontrolünde, insiyatifinde ücretlendirmedir. Eğer emek ücretinin oransal olarak büyük kısmını pirim tarafı oluşturuyorsa emekçiler otorite ya da sermayenin iki dudağı arasında kalmış demektir. Bu düpedüz prangaya vurmak, köleleştirmektir. 

 

İddia edildiği gibi ülkemiz hukukun üstünlüğünün hakim olduğu demokratik bir ülkeyse böyle bir durum kabul edilemez. Yasal olarak emek ücretinin ne kadarı temel ücretlendirme ne kadar oranı pirimden oluşabileceği ortaya konulmalıdır. 

 

Komadaki performans sisteminden çıkarılan teşvik sistemi de sakat doğmuştur. Sağlık emekçilerini zapturapt altına alma amacı alenen ortadadır. 

 

Son sözü, yazının başlığına koysam da her yere yakışacağını sanıyorum…

Ne performans ne teşvik, yaşasın emeğin gerçek hakkı.


Yorumları görüntülemek için giriş yapmalısınız.