Herkese merhaba,
Sağlıkta Dönüşüm Projesiyle sağlığın metalaşması bildiğimiz ve her gün deneyimlediğimiz bir gerçek. Bu süreç sağlık alanındaki emek sömürüsünü yoğunlaştırdığı kadar yeni rant alanları yaratıyor.
Covid-19 salgını ile birlikte servet transferinin yoğunlaşması sağlık sermayesini de yeni arayışlara yöneltiyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından geçen yılın sonunda açıklanan, Türkiye sağlık sistemini küresel markaya dönüştürmeyi amaçlayan “Health Türkiye” ismindeki kampanya da bu arayışlardan bir tanesi.
Cumhurbaşkanlığı 2023 Stratejik Planına göre ilerleyeceği belirtilen “Health Türkiye” markalaşma stratejisinin altında yatan en önemli neden ise, küresel ölçekte 100 milyar doları bulan sağlık turizmi pazarında konum elde etmek istemeleri.
USHAŞ’ın resmi verilerine göre 2019 yılında Türkiye’ye 662 bin 87 hasta sağlık turisti gelirken, 2020 yılında salgın nedeniyle bu rakam 388 bin 150’e geriledi. Salgının etkisinin azaldığı 2021 yılında ise 642 bin 444 kişi sağlık turisti geldi ve 1.048.549.000 dolar gelir elde edildi. 2022 yılının ikinci çeyreğinde ise, tek başına 2020 yılını yakalayarak, 302 bin 177 sağlık turistinden 436 milyon dolar gelir elde edildi.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Başkanı’nın açıklamasına göre turizm sektöründe ortalama turist harcaması 1000 dolar civarında iken, bu rakam sağlık hizmetleri sektöründe hasta başına 2 bin doların üzerine çıkıyor. Bu da özel hastane sahiplerinin iştahını kabartıyor.
“Health Türkiye” projesinde sağlık emekçileri de doğrudan markalaşma stratejisinin bir parçası olması isteniyor. Ne var ki, nesnel koşullar itibariyle bu sefer zor bir süreç onları bekliyor; çünkü, Sağlıkta Dönüşüm’ün birinci fazında toplam kalite yönetimi ve yalın üretim gibi fabrika çalışma disiplini modelleriyle dizayn edilmek istenen sağlık sisteminde çok sayıda sorun birikmiş durumda.
Sağlıkta şiddet, özlük haklarının törpülenmesi, genç hekimlerin yoğun olarak hissettiği geleceksizlik duygusu, yurtdışına çıkışın artması Bakanlığın sağlık emek-gücü planlaması hesaplarını bozuyor. Bu nedenden ötürü holdingleşen zincir hastanelerde çalışacak hekim ihtiyacı için “Health Türkiye” despotik emek rejimi karakteriyle hayata geçiriliyor.
“Medipol Yönetmeliği” olarak anılan, iki kez yeniden düzenlenen muayenehane hekimlerini ilgilendiren yönetmelik de bu çerçeveye oturuyor. Anayasada ve yasalarda güvence altına alınmış serbest çalışma hakkı zincir hastane patronlarının inisiyatifine bırakılarak, sağlık turizmi pazarında özel klinik ve muayenehane alternatifini holdingleşen hastaneler lehine kaldırmak istiyorlar.
Sağlık sisteminin para kazanmak üzerine kurulduğu, kamu yararının kâr ve ciro hesaplarına uğruna ortadan kaldırıldığı sistemde kazanan her koşulda sermaye oluyor. Ücretsiz sağlık talebi ve buna göre bir sağlık mimarisi, tekelleşmenin ivme kazandığı bu dönemde daha da önem kazanıyor.
https://www.ushas.com.tr/saglik-turizmi-verileri/
https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/saglik-turistinin-harcamasi-2-bin-dolarin-uzerinde/1555756