Osman Elbek’in Birikim ’de çıkan yazısı uyarıcı ve toparlayıcı bir yazı olmuş. Eline Sağlık.
Sermayenin (burada iktidar yerine sermaye sözcüğünü tercih etmek gerekiyor gibi geliyor bana) 70’lerin başında bir birikim krizi vardı değil mi? Bu tıkanıklığın aşılması için “sosyal devlet” döneminde kamusal alanın içinde sayılan sağlık, eğitim v.b. hizmetlerin özelleştirilmesini de sağlayacak neo-liberal politikalar devletin rolünü yeniden tanımlayarak tüm dünyada tedricen hayata geçirildi. Yaygın özelleştirmeler ve serbest piyasacı yeni düzenlemelerle (GATS türü anlaşmalar, Dünya Bankası özelleştirme teşvikleri v.b.) sermaye kendisine yeni kar alanları açmış oldu.
Elbek’in yazısında yer alan “yeni hastalık” ve “sağlık tehditleri” tarifleri; sermayenin özelleştirmelerden elde ettiği-önceden kamusal olan- yeni alanla yetinmeyip, daha geniş bir alana talip olduğuna işaret ediyor. Bildiğim kadarı ile Focoult’un tarif ettiği ve modern toplumda fordist üretim modeliyle kristalize olmuş olan, çalışanlara “ne yapması ve ne yapmaması” gerektiğini vaaz eden yapı da -Foucoult’un söylediği üzere- değişime uğradı. Bu değişim işçilerin sermaye ile olan, birbirleriyle olan ilişkilerini değiştirdi. Bu değişimin içinde-değişimin doğasına uygun olarak- sendikal yapılarda erozyona uğramış görünüyor.
“İyilik Hali” üzerine yapılan etkinlikte Elbek’in anlattığı üzere, iktidar ve dolayısı ile insan topluluklarının yaşam (üretim, tüketim modelleri) algılarını toptan değiştiren bu kırılma (aslında, bence neo-liberal politikalar döneminin üretim-tüketim kültürü denebilir) sağlık alanında da -yukarıda sözü geçen ve- sermayeye alan açan politikalara zemin hazırladı. Elbek’in sunumunda çok yerinde dile getirdiği, insanın/işçinin/ öznenin kendi bedenini sermaye olarak görmesi ve “sağlığı” kendisine bir yatırım alanı olarak ağılaması, son kertede sermayenin yeni hastalık/tanı çıtalarına, kamunun sağlık hizmetinden çekilmesine uygun bir vasat oluşturuyordu.
(devamı var)