Gezi davası hukukun katledilmesiyle sonuçlandı. Benzer durumu çok yakın bir tarihte yine yaşamıştık. Ne var ki önünde sonunda adalet yine tecelli etti. Hukuk ve adalet yakın olsalar da farklı kavramlar. Önemli olan adaletin hep baki kalması. Adalet, adalet içindir. Kendinde iyi olandır çünkü. Bu sebeple de hiçbir zaman yıkılamaz, öldürülemez. Tıpkı iyilik gibi. Hal böyle olunca iyiyi savunmak, adaleti istemek demek tüm hukuk ihlallerine rağmen.
Diğer taraftan sağlıklı olmak da “iyilik halinde” olmak demek en geniş anlamıyla. Üstelik sadece bedenen değil. Psikolojik, sosyal, hatta siyasal iyilik içinde olma hali. İyiyi savunmak, tam anlamıyla sağlıklı olmayı da istemektir böylece.
Ancak doğru davranışı kolaylaştıran ve ödüllendiren, yanlış davranışı gereksizleştiren, zorlaştıran ve cezalandıran bir dönemde olduğumuzu söylemek mümkün değil. Bu öyle bir dönem ki; Aristo’nun dediği gibi “ iyi olmanın kahraman olmayı gerektirdiği” bir dönem maalesef. Ve ne yazık ki, iyi hekimliği savunmanın da kahramanlık gerektirdiği bir zamandayız. Tıpkı Gezi Direnişinde olduğu gibi…
Bugün Gezi Direnişini anlayamayanlar ya da anlamak istemeyenler politik bir toplulukta yaşamakla elde etmeyi umduğumuz ortak faydayı paylaşırken veya ortak bir projeye bağlanmakla elde edilen mutluluk ve erdemlerden bir haber olanlardır. Oysa politik topluluk içinde yaşamanın temel gerekliliği bu erdemler. Mesela cesaret, korkuyu çekip eviren erdem; özdenetim, arzuları düzenleyen erdem; cömertlik para ve maddi şeyler hakkında; gurur, kişinin kendi yetenekleri konusunda; ölçülülük, öfke yönetimiyle bağlantılı; dostluk, toplumsal ilişikilerle ilgilidir. Adalet ise bunların tümüyle ilişkili erdem. (Aristo). Bu erdemlerin yokluğunda ahlaki açıdan iyi olan kişi ile iyi yurttaş arasında gerilimler baş gösterir. Bu sınıflamadan anlaşılacağı üzere adalet en önemli erdem. Gezi direnişi erdemli bir toplumun sıkı bir reaksiyonu olarak görülmelidir. Ne yazık ki hukuksuzluk ne iyilik ne de erdem dinliyor. Fakat tarih, her zaman için adaletin bir gün tecelli edeceğine dair örneklerle dolu.
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda “yurtta barış, dünyada barış “ mayası var. Buna rağmen barışı isteyenler, savaşı insan sağlığı için zararlı olduğunu söyleyenler, muktedirin isteği ile davanın sanığı olabiliyor. Hangi kara parçasında yaşarsak yaşayalım, ortak kaygımız yeryüzü sakinlerinin esenliği değil mi? Hekimliğin temel misyonu da yaşatmak değil mi?
İnsan her nerede olursa olsun insansa, hekim de insanın olduğu her yerde hekim şüphesiz. Doğal olarak da yaşamı ve yaşatmayı kutsayan bu meslek evrensel olmaktan gelen gücüyle hem her tür yerelliği hem dünyalı olmayı kapsar.
DEVAM EDECEK...