Bir siyasal hegemonya “rıza alabilme” ve “caydırıcı şiddet uygulayabilme” kapasitelerinin varlığına; rıza ve şiddetin -rıza daha belirgin olmak üzere- diyalektik biçimde kullanımlarına dayanır. Siyasal iktidar, rıza almanın temellerini oluşturan; toplumu ekonomik ve siyasal modelleriyle etkilemekten uzaklaşmış, topluma gerektiğinde kaynak ayırabilme olanaklarını yitirmiş, dahası kıt kaynakları bir avuç sermayeye aktararak gelir dağılımını daha da bozan bir politikayı sürdürmektedir.
Rıza alma kapasitesinin yitimi, siyasal iktidarı dağılan ve çözülen siyasal hegemonyasını sürdürebilmek için daha fazla caydırıcı şiddet uygulamaya itmektedir. Caydırıcı şiddetin ise siyasal hegemonyanın tesisinde sınırlarının olduğu, dahası bir süre sonra siyasal hegemonyanın çözülme süreçlerini hızlandırdığı kuramsal-tarihsel gerçekliktir.
Gezi davası duruşması sonrasında hiçbir “hukuki” gerekçeyle açıklanamayacak ölçüde verilen cezalar siyasal iktidarın “caydırıcı şiddet uygulamasının” bir pratiği gibi görünmektedir. Artan ve gittikçe daha görünür hale gelen yoksulluk, açlık, sağlıksızlık, çevre tahribi vb sorunların üzeri “Gezi davası duruşması sonuçları” gibi örtülerle kapatılmak istenmektedir.
Kapatmak mümkün müdür? Ben çok da mümkün olmadığını, ekonomik kriz koşullarının toplumsal muhalefeti daha yükseltmeye, siyasal iktidarın hegemonyasını çözmeye devam edeceğini düşünüyorum. Yeter ki gerekli koşul olan sınıfsal-siyasal mücadele varlığını korusun. Öyleyse “Bu daha başlangıç…” diyerek ilerlemeyi korkusuzca sürdürmek en önemlisidir.