Türkiye 2018 yazından bu yana iktisadi olmanın ötesinde bir kriz hali içerisinde bulunuyor. İktidar kriz ile baş etmek için kısa vadeli ve birbiri ile çelişen bir dizi uygulamayı/ürünü “dua edelim bu tutsun” devreye sokmakta. Tüm bu savrulma hali bir yana, her konuda plansız olunduğunu söylemek de mümkün değil. Kararlı bir biçimde uygulanan önemli politikalardan biri alkollü içecek fiyatları üzerindeki vergi yükünün (ÖTV) yüksek tutulması. Alkollü içecek tüketicilerine yönelik bir tür cizyeye dönüşen bu ısrarlı tercihin tek olumsuz yanı yaşam tarzına müdahale, tüketim tercihlerinin cezalandırılması değil kuşkusuz.
24 Aralık tarihinde Haber Türk internet sayfasındaki haber şu ifadelerle başlıyor:
“Yurt genelinde sahte içki denetimlerine rağmen 10 Aralık'tan bu yana 17 ilde, 72 kişinin can verdiği öğrenildi. Hayatını kaybeden 72 kişiden 34'ünün, İstanbul’da hayatını kaybettiği belirtildi”.
Bu benim izleyebildiğim son ölüm dalgası. İzlenen vergi politikası, kimi yurttaşları bilinçli biçimde kaçak içki kullanımına ve amatör üretime iterken, kimileri alkollü içecek tükettikleri işletmelerde sahte içkinin yarattığı ölümcül etkilerle yüzleşiyor. Orantısız vergi yükü kayıtdışı bir sektörün her geçen gün güçlenip serpilmesine yol açıyor. Sahte içki üretimindeki “imalat hataları” yüzlerce insanımızı kurban veriyoruz ve en duyarsız kalınan ölüm türü bu. Kimisi meseleye “belalarını bulmuşlar” çerçevesinden bakarken, kimisi “aman, bir tatsızlık çıkmasın, zararlı bir alışkanlığı savunur duruma düşmeyelim” korkaklığı ile konunun üzerinden atlıyor. Toplum sağlığını giderek artan biçimde tehdit eden bu uygulamanın vergi gelirlerini arttırıcı yanının da giderek tartışmalı hale geldiğini vurgulamak gerekir. Alkol bağımlığı olmayan sosyal içicilerin bu ürün grubuna yönelik talep ve gelir esneklikleri sanıldığı kadar düşük değildir. Yaşam tarzına duyarlı olmayanların en azından bu konuyu akılda tutmaları ve politikalarını gözden geçirmelerinde yarar bulunmaktadır.