ForumSağlık2023

Orta Sınıf ve Hekimler

Sağlıkçılar

Tanıl Bora'nın başka bir bağlamda yazdığı bir yazıda yer olan şu satırları, hekimler ve hekim sendikaları bağlamında düşünmemiz olanı biteni anlamak açısından katkı sunabilir:

Çağdaş kapitalizmin gidişatı içinde eskiden orta sınıf sayılanların ‘teknik olarak’ emekçileşiyor olması, behemehal orta sınıfın ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Öyle varsaymak, yapı-özne gerilimini ve ikisinin ‘eşitsiz gelişmesini’ dikkate almamak olur. Sınıfsal konumun/çıkarın/çelişkinin, bilince ‘yansıyan’ bir otomatiği yok.

İşçi sınıfı, çok yönlü, çok boyutlu bir tarihsel mücadele içinde biçimlendi. İşçi sınıfı bilinci ve kültürü, her yerde, her durumda, her zaman ‘som’ bir proletarya bilinci olmadı. 19. yüzyılın sonundan itibaren, işçi sınıfının bazı kısımlarının orta sınıflaşması, yine ta o zamandan beri mesele edilen bir eğilimdi. Gelir düzeyiyle değil, hal tavır, günlük hayat ve ideoloji ile, ethos’la tanımlanacak bir orta sınıflaşmadan söz ediyorum. Türkiye de bundan hariç değildir. Bilhassa orta sınıf, yeniden üretim ve ideoloji alanında inşa edilen bir sınıftır. Tam da, işçi sınıfı bilincine karşı, kaybedeceği zincirinden başka bir şeyi olduğu bilinciyle inşa edilen bir sınıfsal konumdur.

(...) Zamanımızda orta sınıfın krizi, özellikle onun beyaz yakalı kısımlarının maruz bulunduğu prekarizasyonda billurlaşıyor. (P)rekarizasyon kavramı, güvencesizleşmeden öte bir veçheye ışık tutuyor; tam da orta sınıfı tanımlayan, işine anlam yükleme ve onda entelektüel bir tatmin bulma olanağının erozyonunu hatta gaspını anlatıyor. “Eski” proleterleşmeden farklı olarak, entelektüel ve duygulanımsal emeğin sömürgeleştirilmesini içeriyor. Evet, tam da orta sınıflığın güçlü dayanaklarından birinin erozyonundan söz ediyoruz. Yine orta sınıf bilincinin yapıtaşlarından olan sınıf düşme kaygısı da burada bağır bağır kendini duyuruyor.

Yani evet, orta sınıfın emekçileşmesi ve proleterleşmesi söz konusu – prekarizasyon, işte tam da bunu anlatmak için münasip, lüzumlu bir kavram. Tarihsel-toplumsal olarak özgül bir proleterleşme sürecini anlatıyor: tekrarlarsak, proleterleşmekte olan entelektüel ve duygulanımsal emeğin nitelikleriyle, ethos’uyla ilgili bir kriz bu. Orta sınıfın kendini özdeşleştirdiği “değerlerin” krizi. “Orta sınıf yoktur!” inadının, bu krize ve onun karmaşalarına nüfuz etmeye engel olduğunu düşünüyorum. “Siz aslında emekçisiniz, proleter oldunuz, görün bunu!” demek, bir aydınlanmaya yol açmaya muktedir olmadığı gibi, bu krize bir cevap vermiyor. Orta sınıfı “kurtarmaya” çalışmak için değil, bu süreci kavramak ve ona cevap verebilmek için, sürecin “orta sınıfın krizi” cephesini ciddiye almak gerekmez mi? Zihinsel emeğin tamamen düzlenmesini, duygulanımsal emeğin sömürgeleştirilmesini, adeta “işte herkes proleterleşti” müjdesi gibi karşılamakla yetinmeden, kapitalizmin sömürüsünün ve ‘kötülüğünün’ skandal bir veçhesi olarak mesele etmek, tam da böylelikle orta sınıfı orta sınıf bilincinden ‘kurtarmak’ için, o krizi ciddiye almayı gerektirmez mi?

Yorum Ekle

Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir.