İstemli gebelik sonlandırmanın bir hak olduğunu düşünen sağlık çalışanları ve sağlık meslek örgütleri nerede?

İstemli gebelik sonlandırmanın bir hak olduğunu düşünen sağlık çalışanları ve sağlık meslek örgütleri nerede?

Sağlıkçılar

Dünyada 24 ülkede her koşulda yasak olan kürtaj[1], kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği açısından son derece merkezi bir hak. Türkiye 1983’ten bu yana gebeliğin 10’uncu haftası doluncaya kadar istek üzerine kürtaj yaptırmanın yasal bir hak olarak tanındığı bir ülke[2]. Ne var ki 2012 yılında iktidarın kürtaj karşıtı söylem ve politikalarının katılaşması ve sistematikleşmesiyle kamusal bir sağlık hizmeti olarak sunumu neredeyse ortadan kalkmış durumda. Kürtaj karşıtı uygulamalar kadın hareketinin eylemlerine ve araştırmalarına damga vursa da bu hizmetin 2012’den itibaren kamu hastanelerinden adım adım kaldırılmış olması sağlık çalışanlarının gündeminde yeterince yer bulamadı. 2000’lerde doğurganlığı artırıcı (pro-natalist) politikaların hız kazanmasıyla ve Sağlıkta Dönüşüm Programıyla birlikte Ana ve Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürlüğü’nün kapatılması ve aile hekimliği sisteminin egemen kılınması üreme çağındaki nüfusun üreme sağlığı hizmetlerine erişimini, ücretsiz RİA (rahim içi araç), kondom ve gebeliği önleyici haplara ulaşmalarını bir hayli güçleştirdi. Ancak bu yazının konusu üreme sağlığı hizmetlerine ve istemli gebelik sonlandırma hizmetlerine erişim hakkı değil. Bu konuda, bazılarına burada da yer verilen çok sayıda değerli araştırma mevcut. Bu yazının ana sorusu Türkiye’de halen 2827 sayılı yasa yürürlükte olmasına karşın hekimleri kürtaj yapmaktan alıkoyan, bir kamu hastanesinde gebeliğini sonlandırmak isteyenlere sağlık çalışanlarının “kürtajın yasak olduğunu” ya da “ancak özel bir hastanede yaptırabileceklerini” söylemelerine neden olan mekanizmanın nasıl işlediğidir.

 

2020 yılında yapılan kapsamlı bir araştırma 295 kamu hastanesinin yalnızca 10’unda (Ankara, Amasya, Bayburt, Burdur, Hakkâri, Şanlıurfa, Tekirdağ ve Tunceli’de) isteğe bağlı kürtaj hizmetinin herhangi bir şart gösterilmeden sağlandığını, diğerlerinde bu hizmeti almanın zorunlu koşullar olmadıkça mümkün olmadığını saptamıştır. Devlette yasak olduğu veya korona yüzünden yapılmadığı gibi gerekçeler sıklıkla öne sürüldüğü gibi, 28 hastane tarafından kürtaj yapılmamasının doktor tercihi olduğu ifade edilmiştir (O’neil vd., 2020). Türkiye Aile Planlaması Vakfı 2020 Raporu da hekimlerin tutumlarının farklılaştığını, her koşulda kürtaj hizmeti vermeye devam eden kamu hekimlerinin de var olduğunu ortaya koymuştur. Ancak aynı araştırmada görüşme gerçekleştirilen sağlık çalışanlarının tamamına yakını “istemli gebelik sonlandırma hizmeti talep eden bir hastaları olduğunda hastayı nereye yönlendirebileceklerini bilmediklerini” belirtmişlerdir (Yılmaz, 2020: 28).

 

Yasal bir değişiklik olmaksızın kürtajın fiilen sınırlandırılması, farklı hastane ve hekimler tarafından çok farklı uygulamalar gerçekleştirilmesine yol açmıştır. Örneğin Mor Çatı (2015) tarafından yapılan bir araştırma Adıyaman’daki iki hastanede “bebeğin kalp atışları başlamamışsa” kürtaj yapılabileceğinin belirtildiğini, Mersin’deki bir hastane ise kürtajı şartlı olarak (ör. tıbbi zorunluluklarda, tecavüz sonucu gebeliklerde ve baba adayı kürtaj beyanında bulunduğunda) yaptıklarını belirtmiştir.  Muğla’daki dört hastanede ise fetüsün kalp atımı olup olmadığına bakılmakta ve ancak tıbbi zorunluluklar söz konusuysa kürtaj yapılabilmektedir. Aynı biçimde O’neil ve arkadaşlarının (2020) araştırmasında yer alan 7 hastanede evli bireylerin isteğe bağlı kürtaj hizmeti alabileceği ancak resmen evli olmayan bireylerin isteğe bağlı kürtaj hizmeti alamayacağı ifade edilmiştir.  Evli olmayanlar için savcılıktan izin, partner izni gibi taleplerde bulunan hastaneler de mevcuttur.  63 hastane isteğe bağlı kürtaj hizmeti için başka hastanelere yönlendirmelerde bulunurken, bunlardan 33’ü özel bir hastaneye başvurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu da bazı hastane ve hekimler tarafından yasal ve medikal süreçlerin dışında göreli bazı kriterlerin öne sürülebildiğini göstermektedir.  Bu göreli kriterler çoğunlukla muhafazakâr ve ataerkil dünya görüşü ile inşa edilmiştir. Kürtaj karşıtlığının yanı sıra üreme sağlığı hizmetlerine erişimi yalnızca “evli kadınlarla” sınırlandıran bir bakış açısının tüm basamaklardaki sağlık hizmet sunumuna içkin hale geldiği görülmektedir (KİH-YÇ ve Mor Çatı , 2021:6)

 

Bir başka engel ise sağlık hizmetlerinin metalaşması ile ilgilidir.  Topgül ve arkadaşlarının (2017) araştırmasına katılan bazı hekimler kürtajın sağlık kurumlarına gelir getirmiyor oluşunun hizmetin verilmesine engel olduğunu ifade etmişlerdir. Aynı çalışmada “kürtajın yasadışı” olduğu yönündeki yanlış bilginin sağlık çalışanları arasında yaygınlaştığına da dikkat çekilmiştir. Öte yandan gebelik sonlandırmayı muhafazakâr/ ataerkil kalıplarla sınırlandıran veya imkansızlaştıran bu bakış açısı Türkiye’de tıp fakülteleri ve eğitim araştırma hastanelerinde gebelik sonlandırma, ilaçla gebelik sonlandırma gibi alanlardaki tıbbi araştırmaların gelişimini de engellemektedir. Sağlık istatistik yıllıklarında da son yıllarda konuyla ilgili veriler yer almamaktadır.

 

Bir kısım hekimin kürtajı bir hak olarak görmemesi ve bunu destekleyen politik atmosfer içinde kişisel olarak kürtaj yapmayı reddetmesi anlaşılabilir. Peki 295 kamu hastanesinden yalnızca 10’unda kürtaj yapılması, halen yasal olan bu uygulamanın hastaneler ve ilgili hekimler tarafından topyekûn reddedilmesi neyle açıklanabilir? Kürtaj yapma/ yapmama kararı nasıl alınmaktadır? Hastanelerde ilk başvuruyu alan personele “hastanemizde kürtaj yapılmamaktadır” dedirten nedir? Kürtajı bir hak olarak gören ve evli olsun veya olmasın kadının bedeni ve geleceği hakkındaki kararına saygı duyan bir hekim, hastanın sağlık göstergelerini de değerlendirerek kürtaj kararı verdiğinde hastanesinde direnç ya da yıldırma pratikleriyle karşılaşmakta mıdır? Bu konu şimdiye dek sağlık meslek örgütlerinin gündeminde neden güçlü biçimde yer bulamamıştır? Gebelik sonlandırma ve üreme sağlığı konusunda tıp eğitimi, araştırma, her basamaktaki hizmet sunumu ve uygulama alanına dair eksiklikleri ve mücadele alanlarını bu forumda tartışmaya ne dersiniz?

 

Kaynaklar:

 

KİH-YÇ, Mor Çatı (2021) Kadınların Üreme Sağlığı Hizmetleri ve Kürtaj Deneyimleri Araştırma Raporu, https://kadinininsanhaklari.org/wp-content/uploads/2021/12/kurtaj_raporu_web_13.12.pdf

 

Mor Çatı (2015), Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı Bileşen Örgütleri Kamu Hastaneleri Kürtaj Uygulamaları Araştırma Raporu, https://www.morcati.org.tr/attachments/article/371/kamu-hastaneleri-kurtaj-uygulamalari-arastirma-raporu.pdf

 

O'Neil ML, Aldanmaz B, Quiles RMQ, Kılınç FR (2016), Yasal Ancak Ulaşılabilir Değil: Türkiye'deki Devlet Hastanelerinde Kürtaj Hizmetleri,  Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi, İstanbul, http://www.khas.edu.tr/w243/files/documents/abortiontr.pdf.

 

Topgül C., Adalı T., Çavlin A., Dayan C. (2017), Sisteme Değil İsteğe Bağlı Hizmet: Sağlık Çalışanları Gözünden İstanbul'da Kürtaj ve Aile Planlaması Hizmetlerinin Durumu, Nüfusbilim Derneği, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, UNFPA Türkiye Ofisi, Ankara.

 

Yılmaz, V. (2017), Pandemi Öncesi ve Sırasında Türkiye’de Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Hizmetleri İzleme Raporu, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, İstanbul, https://www.tapv.org.tr/wp-content/uploads/2021/07/Pandemi-Oncesi-ve-Sirasinda-Turkiyede-CSUS-Hizmetleri-Izleme-Raporu-9.pdf.

 

[1] https://worldpopulationreview.com/country-rankings/countries-where-abortion-is-illegal

[2] 2827 Sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Yasa’ya göre “gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir͘. Gebelik süresi͕ on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik͕ annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir͘”.

 

Yorumlar

3.Kısım1983 te sosyal endikasyonlarla kürtaja olanak sağlayan yasa kabul edildikten sonra buna benzer düşürme girişimleri pek azalmıştı. Dr. Ulutaş'ın “Gebelik sonlandırma ve üreme sağlığı konusunda tıp eğitimi, araştırma, her basamaktaki hizmet sunumu ve uygulama alanına dair eksiklikleri ve mücadele alanlarını bu forumda tartışmaya ne dersiniz?”sorusunu “Çok yararlı olur!”diyerek cevaplandırmak isterim.

.2.kısım:1965 yılında Türkiye’de gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılmasına olanak sağlayan yasa kabul edilmeden önce sık sık parası olmadığından şehirlerde yasadışı çalışan hekimlerin istedikleri ücretleri ödeyemeyen vatandaşlarımızın rahme ebegümeci, çiriş vb sokarak düşük yapma girişimleri sonunda mikrop kaparak kadın doğum servislerine başvurduklarına şahit olurduk. O zamanın kadın doğum asistanları olan bizler her hafta yaygın iltihaplanma sonucu böbrekleri iş göremez hale gelen hastaları periton diyalizi yaparak kurtarmaya çalışır, bu zavallıların yarısının yaşamlarını yitirdiklerine şahit olurduk. (devamı var)

Dr.Çağla Ü.Ulutaşın bu yazısı konuda son yıllarda okumuş olduğum en dört başı mamur yazı. Kürtaj olma kararını verme hakkı sadece gebe olan kadına ait olmalıdır. Çünkü kürtaj olmanın ruhsal sıkıntılarını ve de bedensel risklerini tek o çekecektir. Bu konunun ülkemizde yeterince tartışılmamış bir konudur: Kadın hakları savunucuları. tabip odaları ve mesele hakkında yeterince düşünebilmiş , insan haklarını önyargısız öncelleyebilen vatandaşlarca dile getirilmesi gerekir. Hükümetin - ABD de Trump’ın cumhurbaşkanlığı zamanında siyasette taraf belirlemeye bile yarayan ve dini nedenlerle güç kazanmış olan kürtaj karşıtı eğilimlerle uyuşan- istenmeyen gebeliğe son vermeyi engelleme söylemleri ile zıtlaşmaktan korkan hastane yöneticilerinin yasal olmayan baskıları, kadın vatandaşın temel haklarından birini elde etmesine, yasalara ve insan haklarına saygılı hekimlerin de görevleri gereği yapmaları gereken girişimi gerçekleştirememelerine yol açmaktadır. (devamı var)

Sağlıklı koşullarda, güvenli kürtaj olabilme hakkının engellenmesi, kadına yönelik şiddet çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu şiddetin sorumluları ya da failleri de, her aşamada kürtaj fiiline kısıtlama, sınırlama getirenler denilebilir. Bu suça ortak olmayalım. Görünen görünmeyen engelleri konuşarak, tartışarak yüzeye çıkaralım. Çünkü bazen sessiz kalmak da suça ortak olmaktır. Bu vesileyle başlattığınız tartışma için teşekkür ederiz. Merakla takip edeceğim.

Ben bir hekim olarak, radyoaktif iyot tedavisi verdiğim, çok sıkı uyarıma rağmen korunamayıp gebe kalan hastam için resmî yazı yazmama rağmen tıbbi tahliye (gebeliği sonlandırma) yaptıramadım kamu hastanelerinde... Açık bir idari engel söz konusu ve adli hekimlik yönündeki baba izni vs procesürler de engel oluşturan koşullar... Hekimlerin de bu yönde bir tutumu var. Bu yönden idari baskı ya da ameliyathanelerin ona uygun düzenlenmemesi ya da özelin ya da kamunun performans sistemi incelenmesi gereken koşullar olduğunu düşünüyorum. Neden dinsel şartlanma, ekonomik farklı beklentiler, idare zorlaştırıcı düzenlemeler her ne ise bulunup çözülmelidir. Mevcut hal görmezden gelinen çağdışı bir durumdur.

Yorum Ekle

Yorum yapabilmek için giriş yapmış olmanız gerekmektedir.